LegalMind Blog

2025 YILI İNFAZ KANUNU DEĞİŞİKLİKLERİ VE OLASI ETKİLERİ

2025 YILI İNFAZ KANUNU DEĞİŞİKLİKLERİ VE OLASI ETKİLERİ

1. 2025 Yılı İnfaz Kanunu Değişikliklerine Genel Bir Bakış (10. Yargı Paketi)

Türk ceza infaz sisteminde önemli bir dönüm noktası teşkil eden ve kamuoyunda "10. Yargı Paketi" olarak bilinen düzenleme, 7550 Kanun numarası ile "Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" adı altında 4 Haziran 2025 tarihli Resmî Gazete'nin mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un ifadelerine göre, Yargı Reformu Strateji Belgesi ve Türkiye Yüzyılı vizyonu çerçevesinde hazırlanan bu paket, adaletin etkinliğini artırma hedefini taşımaktadır.

Değişikliklerin temel amaçları arasında; ceza adaletinin daha etkin bir yapıya kavuşturulması, toplumda zaman zaman dile getirilen "cezasızlık algısının" bertaraf edilmesi, özel infaz usullerinin uygulama alanının genişletilmesi, suç işlenmesinin önüne geçilmesi ve caydırıcılığın pekiştirilmesi ile trafik güvenliğinin artırılması yer almaktadır. Bu doğrultuda, infaz sisteminin daha adil, insancıl ve hükümlülerin topluma yeniden kazandırılmasını öncelikleyen bir anlayışla şekillendirilmesi amaçlanmıştır.

Bu düzenleme, bir genel af niteliği taşımamakla birlikte, mevcut infaz rejiminde kapsamlı reformlar ve iyileştirmeler içermektedir. Cezaevlerindeki yoğunluğun azaltılması da, Adalet Bakanlığı'nın Nisan 2025 itibarıyla kapasitenin üzerinde yaklaşık 403 bin tutuklu ve hükümlü bulunduğunu açıkladığı bir ortamda, düzenlemelerin dolaylı ancak önemli hedeflerinden biri olarak değerlendirilebilir. Değişiklikler, yalnızca Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'u değil, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu gibi temel kanunları da etkilemektedir.

Paketin en belirgin motivasyonlarından biri, "cezasızlık algısı" ile mücadele ve caydırıcılık ilkesine yapılan vurgudur. Bu durum, özellikle denetimli serbestlikten yararlanma koşullarına getirilen yeni şartlarla somutlaşmaktadır. Kamuoyunda bazı suçların yeterince cezalandırılmadığı veya faillerin çok kısa sürelerde serbest kaldığı yönündeki algı, adalet sistemine olan güveni zedeleyebilmekte ve suç işlemeye yönelik caydırıcılığı azaltabilmektedir. Kanun koyucu, denetimli serbestlik gibi infaz rejimlerinin adeta "otomatik" bir tahliye mekanizması gibi algılanmasının önüne geçmek amacıyla, hükümlülerin fiilen ceza infaz kurumunda belirli bir süre kalmasını zorunlu kılarak bu algıyı kırmayı hedeflemiştir. Bu bağlamda, koşullu salıverilme tarihine kadar cezanın en az onda birinin (1/10) infaz kurumunda geçirilmesi şartı, bu amaca hizmet eden en önemli düzenlemelerden biridir.

Bununla birlikte, özel infaz usullerinin (konutta infaz, hafta sonu/gece infazı gibi) kapsamının genişletilmesi, özellikle kadın, çocuk, yaşlı ve hasta hükümlüler için daha esnek ve bireyselleştirilmiş çözümler sunulması, infazın daha insancıl bir yaklaşımla ele alındığını göstermektedir. Ceza infazının temel amaçlarından biri olan hükümlünün topluma yeniden kazandırılması ilkesi doğrultusunda, hükümlülerin farklı ihtiyaç ve durumları (yaş, sağlık, ailevi sorumluluklar gibi) göz önüne alınarak, tek tip bir infaz rejiminin her zaman en etkili sonucu vermeyeceği kabul edilmiştir. Özel infaz usulleri, belirli risk grupları için cezanın olumsuz etkilerini azaltmayı, sosyal bağların kopmasını engellemeyi ve rehabilitasyon sürecini kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. Bu düzenlemeler, ceza adalet sisteminin sadece cezalandırıcı değil, aynı zamanda onarıcı ve rehabilite edici bir rol üstlenme arayışını da yansıtmaktadır.

Ancak, iyi hal değerlendirmesinin daha sık ve sistematik hale getirilmesi ile özel infaz usullerinin kapsamının genişlemesi, cezaevi idareleri ve infaz hakimlikleri üzerindeki denetim ve karar verme yükünü de artıracaktır. Daha fazla hükümlü için özel infaz usullerinin gündeme gelmesi, bu kişilerin uygunluklarının değerlendirilmesi için daha fazla idari işlem anlamına gelmektedir. İyi halin altı ayda bir periyodik olarak değerlendirilmesi, düzenli ve kapsamlı bir raporlama sürecini gerektirmektedir. Bu değerlendirmelere ve kararlara karşı yapılabilecek itirazlar ise infaz hakimliklerinin iş yükünü artırma potansiyeli taşımaktadır. Dolayısıyla, bu reformların başarısı, ilgili kurumların kaynaklarının ve kapasitelerinin yeterliliğine, ayrıca kararların şeffaflık ve objektiflik ilkeleri çerçevesinde verilmesine bağlı olacaktır.

2. İnfaz Sistemindeki Temel Yenilikler

A. Koşullu Salıverilme ve Denetimli Serbestlik Uygulamaları

2025 yılı infaz değişiklikleri, hükümlülerin koşullu salıverilme ve denetimli serbestlikten yararlanma koşullarında önemli yenilikler getirmiştir. En dikkat çekici değişikliklerden biri, hükümlülerin denetimli serbestlikten yararlanabilmeleri için yeni bir şartın getirilmesidir. Buna göre, hükümlülerin koşullu salıverilme tarihine kadar ceza infaz kurumunda geçirmeleri gereken sürenin en az onda birini (1/10) fiilen ceza infaz kurumunda geçirmeleri zorunlu hale getirilmiştir. Bu süre, hiçbir şekilde beş günden az olamayacaktır. Bu düzenleme, özellikle kısa süreli hapis cezalarında dahi hükümlünün cezaeviyle bir temasının olmasını sağlayarak, toplumda oluşabilecek "cezasızlık algısını" kırmayı hedeflemektedir. Bu kuralın, kanunun yürürlük tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından uygulanacağı, böylece geçmişe yürümezlik ilkesi gözetilerek hükümlülerin bu kuraldan geçmişe dönük olumsuz etkilenmemesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Yeni 1/10 kuralı, cezanın bir yaptırım olarak ciddiyetini vurgulamayı amaçlar. Böylece denetimli serbestlik, artık otomatik bir hak olmaktan çıkarılıp, cezanın bir kısmının infaz kurumunda "iyi halli" olarak geçirilmesi şartına bağlanarak, bir nevi "hak edilmesi gereken" bir mekanizmaya dönüştürülmektedir.

Genel koşullu salıverilme oranlarında (örneğin 1/2 veya 2/3 gibi) köklü bir değişiklikten ziyade, belirli suç tipleri ve mükerrirlik durumlarına göre farklılaşmalar ve özellikle ikinci defa mükerrirler için yeni imkanlar getirilmiştir. Örneğin, bazı ağır suçlar için koşullu salıverilme oranı 2/3 olarak korunurken, ikinci defa mükerrirler için 3/4 oranı benimsenmiştir. (Not: Bazı kaynaklarda belirtilen 1/2 koşullu salıverilme oranı ve 3 yıl denetimli serbestlik süresi, daha çok 30 Mart 2020 öncesi işlenen suçlara yönelik 2020 yılında yapılan düzenlemelerle ilgili olup, 2025 paketinin genelini yansıtmayabilir. 2025 paketi, daha ziyade denetimli serbestliğe geçişteki 1/10 kuralına odaklanmaktadır.)

Açık ceza infaz kurumuna ayrılma koşullarında da bir esneklik sağlanmıştır. Terör ve örgütlü suçlar hariç olmak üzere, kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan iyi halli hükümlülerden, açık ceza infaz kurumuna ayrılmasına bir yıl veya daha az süre kalanların açık ceza infaz kurumlarına gönderilmesine imkân tanınmıştır. Bu düzenleme, cezaevlerindeki yoğunluğu azaltma ve hükümlülerin topluma adaptasyon sürecini kolaylaştırma amacı taşımaktadır.

Ancak, 1/10 kuralının yürürlük tarihinden sonraki suçlara uygulanması, geçmişe yürümezlik ilkesine uygun olmakla birlikte, benzer suçları farklı tarihlerde işleyenler arasında infaz süreleri açısından farklılıklar yaratabilecektir. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan öngörülebilirlik, bireylerin eylemlerinin hukuki sonuçlarını önceden tahmin edebilmelerini gerektirdiğinden, infaz kanunlarındaki sık değişiklikler, özellikle farklı tarihlerde işlenen suçlar için farklı infaz rejimlerinin uygulanmasına yol açarak bu öngörülebilirliği zedeleyebilir. Ayrıca, pandemi dönemi COVID-19 izinlerinden yararlanamayanlarla ilgili bir düzenleme olmaması, bazı eleştirilere neden olmuştur. Bu tür geçici düzenlemelerin kalıcı hale getirilmemesi veya benzer durumda olanlar için eşitleyici düzenlemeler yapılmaması, adalet ve eşitlik algısını olumsuz etkileyebilir ve hükümlüler ile aileleri arasında belirsizlik yaratabilir.

B. Özel İnfaz Usullerinde Genişleme

2025 yılı İnfaz Kanunu değişiklikleri, cezanın bireyselleştirilmesi ve daha insancıl koşullarda infazı amacıyla özel infaz usullerinin kapsamını önemli ölçüde genişletmiştir. Bu düzenlemeler, özellikle belirli hükümlü gruplarının sosyal bağlarının korunmasını ve topluma yeniden entegrasyonlarını kolaylaştırmayı hedeflemektedir.

Konutta İnfaz (Ev Hapsi): Konutta infaz uygulamasının şartları ve süreleri, farklı hükümlü grupları için yeniden düzenlenerek önemli ölçüde genişletilmiştir. Bu değişiklikler aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:

Tablo 1: Konutta İnfaz Koşullarındaki Başlıca Değişiklikler (10. Yargı Paketi - 7550 Sayılı Kanun)

Ayrıca, hamile olan ve doğum yaptığı tarihten itibaren 6 ay geçmemiş olan kadın hükümlülerin infazının 6 ay erteleneceği hükme bağlanmıştır. Ağır hasta veya engelli hükümlülerin konutta infazdan yararlanabilmesi için Adli Tıp Kurumu raporu, toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmamaları ve yaşamlarını yalnız idame ettirememeleri şartları aranmaktadır; ancak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar bu kapsamın dışındadır. Toplam cezası 10 yıldan fazla olan hükümlülerin konutta infazı durumunda ise elektronik cihazlarla takip zorunlu hale getirilmiş olup, yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi halinde konutta infaz kararı infaz hakimliğince kaldırılabilecektir.

Hafta Sonu ve Gece İnfazı: Bu alternatif infaz yöntemlerinin uygulanabileceği hapis cezası sınırları da artırılmış olup:

● Kasten işlenen suçlar için sınır 1 yıl 6 aydan 3 yıla çıkarılmıştır.

● Taksirle işlenen suçlar (taksirle öldürme suçu hariç) için sınır 3 yıldan 5 yıla çıkarılmıştır.

● Ayrıca, hafta sonu infaz usulünün hafta içi günlerde de uygulanabilmesi kabul edilmiştir.

Bu özel infaz usullerinin kapsamının genişletilmesi, cezaevlerindeki aşırı kalabalıklaşma sorununa karşı stratejik bir çözüm aracı olarak görülebilir. Özellikle risk düzeyi düşük kabul edilen (yaşlı, hasta, çocuklu kadın vb.) grupların cezaevi dışı mekanizmalarla infazı, kaynakların daha etkin kullanımını sağlayabilir ve bu kişilerin sağlık ile sosyal durumlarının daha da kötüleşmesini engelleyebilir.

Konutta infazın yaygınlaşması, özellikle 10 yıldan fazla ceza alanlar için zorunlu kılınan elektronik izleme gibi teknolojik denetim yöntemlerinin daha fazla kullanılmasını beraberinde getirecektir. Bu durum, bir yandan infazın etkinliğini artırma potansiyeli taşırken, diğer yandan bireylerin özel hayatının gizliliği ve veri güvenliği gibi konularda yeni hukuki ve etik tartışmaları gündeme getirebilir. Sürekli izleme, bireyin mahremiyet alanına bir müdahale anlamına geldiğinden, bu müdahalenin sınırlarının yasalarla net bir şekilde çizilmesi ve keyfi uygulamaların önlenmesi büyük önem taşımaktadır.

Özel infaz usullerinin adil ve eşit bir şekilde uygulanabilmesi, Adli Tıp Kurumu raporları ve sosyal inceleme raporları gibi değerlendirme süreçlerinin objektifliğine ve bu süreçleri yürütecek kurumların yeterli kaynak ile personele sahip olmasına bağlıdır. Kimlerin konutta infazdan yararlanabileceği, büyük ölçüde sağlık raporlarına ve sosyal incelemelere dayanacaktır. Bu raporların hazırlanmasında standartların olması, keyfiliğin ve suistimalin önlenmesi açısından kritik öneme sahiptir. Aksi takdirde, Adli Tıp Kurumu gibi kurumların iş yükü artabilir ve raporlama süreçlerinde gecikmeler yaşanabilir. Bu usullerin etkin denetimi için de yeterli sayıda ve eğitimli denetimli serbestlik personeline ihtiyaç duyulacaktır.

C. Mükerrirler ve İyi Hal Değerlendirmesi

2025 yılı infaz düzenlemeleri, özellikle mükerrir hükümlülerin durumu ve iyi hal değerlendirmesi süreçlerinde önemli değişiklikler getirmiştir. Bu değişiklikler, hem cezanın caydırıcılığını hem de hükümlünün topluma yeniden kazandırılmasını dengelemeyi amaçlamaktadır.

En önemli yeniliklerden biri, ikinci defa tekerrür hükümlerine tabi olan hükümlülere (yani suçu ikinci kez mükerrir olanlara) koşullu salıverilme imkanının tanınmasıdır. Daha önceki düzenlemelerde bu hükümlüler, cezalarının tamamını ceza infaz kurumunda çekmek zorundayken, yeni düzenleme ile iyi halli olmaları ve süreli hapis cezalarının dörtte üçünü (3/4) infaz etmeleri durumunda koşullu salıverilmeden yararlanabileceklerdir. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış ikinci kez mükerrirler için bu süre 39 yıl, müebbet hapis cezası almış olanlar için ise 33 yıl olarak belirlenmiştir. Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet halinde ise en fazla 32 yılın infazı gerekecektir. Bu düzenlemenin yaklaşık 19.800 ila 20.000 hükümlüyü etkileyeceği tahmin edilmektedir. İkinci defa mükerrirlere koşullu salıverilme imkânı tanınması, bu grup hükümlülerin topluma yeniden kazandırılmasına yönelik bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak bu, "iyi hal" değerlendirmesinin ne kadar objektif ve etkin yapılacağına ve salıverilme sonrası denetim mekanizmalarının başarısına sıkı sıkıya bağlıdır. Mükerrirlik, suç işleme eğiliminin devam ettiğini gösterir ve bu grup, toplum güvenliği açısından daha yüksek riskli kabul edilir. Koşullu salıverilme imkânı, bu kişilere bir motivasyon sunarak cezaevi içindeki davranışlarını olumlu yönde etkilemeyi ve rehabilitasyon programlarına katılımlarını teşvik etmeyi amaçlayabilir. Ancak, salıverilme kararının temelini oluşturan iyi hal değerlendirmesinin sübjektif unsurlar barındırması ve salıverilme sonrası yetersiz denetim, suç tekrarı riskini artırabilir.

İyi hal değerlendirmesi süreçleri de daha sistematik ve periyodik bir yapıya kavuşturulmuştur. Hükümlüler, infaz süreci boyunca en geç her altı ayda bir iyi hal değerlendirmesinden geçirilecektir. Bu değerlendirmelerde, hükümlünün ceza infaz kurumu kurallarına uyumu, haklarını iyi niyetle kullanması, yükümlülüklerini yerine getirmesi, uygulanan programa göre eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılımı, topluma salıverilmeye hazırlanma durumu, suç işleme ve başkalarına zarar verme riskinin düşüklüğü gibi çok sayıda kriter göz önünde bulundurulacaktır. Cezaevi idare kurulları, hükümlünün sosyal uyum, pişmanlık, eğitim ve meslek edinme gibi yönlerini de dikkate alarak karar verecektir. İyi hal, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik gibi mekanizmalardan yararlanmanın temel şartı olmaya devam etmektedir. İyi halin, infaz rejiminin kilit bir unsuru haline gelmesi, bu değerlendirmeyi yapacak olan Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları'nın kararlarının şeffaflığını, objektifliğini ve denetlenebilirliğini daha da önemli kılmaktadır. İyi hal, sadece disiplin cezası almamak değil, aynı zamanda hükümlünün pişmanlık, sosyal uyum ve rehabilitasyon çabalarını da içeren geniş bir kavramdır. Bu değerlendirmeler, hükümlünün geleceği üzerinde doğrudan etkili olduğundan, keyfiliğe ve sübjektifliğe açık olmamalıdır.

İyi hal değerlendirmelerine ve özel infaz usullerine ilişkin kararlara karşı yapılacak başvurular ve denetim talepleri, infaz hakimliklerinin iş yükünü ve önemini artıracaktır. İnfaz süreci, temel hak ve özgürlüklerle doğrudan ilgili olduğundan, idari kararların yargısal denetime tabi olması hukuk devletinin bir gereğidir. Bu durum, infaz hakimlerinin sadece hukuki değil, aynı zamanda kriminolojik ve sosyolojik bir bakış açısına sahip olmalarını, hükümlülerin bireysel durumlarını ve topluma yeniden entegrasyon potansiyellerini değerlendirebilmelerini gerektirir. Bu hakimliklerin uzmanlaşması ve yeterli kaynakla desteklenmesi, reformların başarısı için kritik olacaktır.

D. Belirli Suç Tiplerine İlişkin Düzenlemeler ve Diğer Önemli Hususlar

10. Yargı Paketi, genel infaz rejimi değişikliklerinin yanı sıra, belirli suç tiplerine yönelik ceza miktarlarında artışlar öngörmekte ve bazı özel hükümlü gruplarına ilişkin düzenlemeler içermektedir.

Cezası Artırılan Suçlar: Toplumsal hassasiyetler ve suçla mücadelede etkinliğin artırılması amacıyla bazı suçların cezalarında caydırıcılığı pekiştirecek şekilde artışa gidilmiştir:

● Kasten Yaralama: Bu suç tipinde hapis cezası sürelerinde genel bir artış yapılmış, suçun temel halinde cezanın alt sınırı 1 yıldan 1 yıl 6 aya çıkarılmıştır. Suçun kadına karşı işlenmesi halinde cezanın alt sınırı daha da artırılmıştır. Ayrıca, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hallerinde de cezalar yükseltilmiştir. Örneğin, vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olan kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmesi halinde cezanın alt sınırı 12 yıldan 14 yıla çıkarılmıştır. Genel olarak kasten yaralama suçlarında %50 oranında bir ceza artışı öngörülmüştür.

● Tehdit: Basit tehdit suçunda cezanın alt sınırı 2 ay hapis olarak belirlenirken, nitelikli tehdit suçlarında (örneğin silahla, maskeyle veya örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi) cezanın alt sınırı 5 yıldan 7 yıla çıkarılmıştır.

● Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma: Özellikle alkol veya uyuşturucu madde etkisinde araç kullanma suçunun cezası, 6 aydan 2 yıla kadar hapis olacak şekilde önemli ölçüde artırılmıştır. Ayrıca, meskûn mahalde ateş etmenin cezası da artırılmış ve kuru sıkı tabanca ile ateş etme de bu suç kapsamına dahil edilmiştir.

●  Suça Teşebbüs: Bu durumda faile ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezaları yerine verilecek süreli hapis cezasının alt ve üst sınırları artırılmıştır.

Bu ceza artırımları, özellikle kadına yönelik şiddet, trafik güvenliğini hiçe sayan davranışlar ve toplumda korku yaratan tehdit eylemleri gibi kamuoyunda infial yaratan suçlara karşı daha sert bir duruş sergilendiğini göstermektedir. Kanun koyucu, bu yolla hem caydırıcılığı artırmayı hem de mağdurların adalet beklentisini karşılamayı amaçlamaktadır.

Çocuk Hükümlüler: Paket, çocuk hükümlülere yönelik özel düzenlemeler içermektedir. Çocuk hükümlülerin cezalarının infazına öncelikle çocuk kapalı infaz kurumlarında başlanması ve ardından iyi halli olup uygun şartları sağlayan çocukların çocuk eğitim evine gönderilmesi hükme bağlanmıştır. İnfaz Kanunu'nun 15. maddesinde yapılan değişiklikle, çocuk hükümlülerin kapalı kurumdan eğitim evine geçişi iyi hal değerlendirmesi sonucuna göre düzenlenmiş, olumsuz rapor alan çocukların ise 6 ay içinde yeniden değerlendirileceği belirtilmiştir. Bu düzenlemeler, çocuk adalet sisteminin temel ilkeleri olan çocuğun üstün yararı, korunması ve topluma yeniden kazandırılması prensiplerini yansıtmaktadır. Çocukların infaz süreçlerinin, cezalandırmadan ziyade eğitim, rehabilitasyon ve sosyal entegrasyon odaklı olması hedeflenmektedir.

Vesayet Düzenlemeleri: 8. Yargı Paketi kapsamında mahpusların vesayet altına alınmasıyla ilgili Türk Medeni Kanunu maddelerinde yapılan değişikliklere değinilmektedir. Buna göre, beş yıldan az hapis cezası alan mahpusların ancak kendi istekleri üzerine kısıtlanabileceği, beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezası olan mahpusların ise kendileri talep etmese dahi vesayet makamı tarafından kısıtlanabileceği düzenlenmiştir. Bu, 10. Yargı Paketi'nin doğrudan bir parçası olmasa da, infaz süreçleriyle yakından ilgili önemli bir yan düzenlemedir.

Hariç Tutulan Suçlar: Genel bir eğilim olarak, terör suçları, cinsel istismar, kadına yönelik şiddet ve uyuşturucu ticareti gibi toplum vicdanında derin yaralar açan ağır suçların, bu pakette getirilen lehe düzenlemelerin (özellikle koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik kolaylıkları gibi) büyük ölçüde dışında tutulduğu anlaşılmaktadır. Örneğin, kapalı ceza infaz kurumlarından açık ceza infaz kurumlarına geçiş kolaylığı, terör ve örgütlü suçlardan hüküm giyenler için geçerli değildir. Benzer şekilde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar da hasta mahkumlara tanınan konutta infaz gibi bazı kolaylıklardan hariç tutulmuştur. Devletin, toplum güvenliği açısından yüksek riskli gördüğü bu suç türlerine karşı daha sert bir tutum sergilemesi anlaşılabilir bir politika olmakla birlikte, infaz rejimindeki iyileştirmelerin (örneğin, insancıl koşullar, rehabilitasyon imkanları) evrensel olması ve tüm hükümlüleri kapsaması gerektiği yönündeki argümanlar da mevcuttur. Belirli suç faillerinin bu iyileştirmelerden sistematik olarak dışlanması, ceza adalet sisteminde eşitlik ilkesi açısından tartışmalara yol açabilir ve bazı grupların "siyasi mahpus" algısını pekiştirebilir.

3. Değerlendirme ve Beklentiler

2025 yılı İnfaz Kanunu değişiklikleri, Türk ceza adalet sisteminde önemli yansımaları olması beklenen kapsamlı bir reform paketidir. Düzenlemelerin infaz sistemine ve topluma olası etkileri, hem olumlu beklentiler hem de potansiyel zorluklar içermektedir.

Olumlu Beklentiler: Paketin en önemli hedeflerinden biri olan "cezasızlık algısının" azalması ve suçlara karşı caydırıcılığın artması, toplumun adalet beklentisine bir yanıt olarak öne çıkmaktadır. Özellikle denetimli serbestliğe geçişte getirilen 1/10 cezaevinde kalma şartı bu amaca hizmet etmektedir. Cezaevlerindeki mevcut yoğunluğun, özel infaz usullerinin genişletilmesi ve açık cezaevine geçişlerin kolaylaştırılmasıyla bir miktar hafiflemesi beklenmektedir. Özellikle riskli kabul edilmeyen yaşlı, hasta, çocuklu kadın gibi gruplar için daha insancıl infaz koşullarının sağlanması ve bu bireylerin topluma yeniden entegrasyonunun kolaylaşması da olumlu gelişmeler arasındadır. Ayrıca, ikinci defa mükerrirler için koşullu salıverilme imkanının getirilmesi, bu hükümlü grubu için bir umut ve rehabilitasyon motivasyonu sağlayabilir.

Potansiyel Zorluklar ve Eleştiriler: Bununla birlikte, reformların uygulanmasında bazı zorluklar ve eleştiriler de gündeme gelmektedir. İyi hal değerlendirmelerinin daha sık ve kapsamlı hale getirilmesi olumlu bir adım olsa da, bu değerlendirmelerdeki sübjektiflik riski ve uygulamada yeknesaklığın sağlanması önemli bir zorluk olarak durmaktadır. Özel infaz usullerinin, özellikle konutta infazın denetiminde yaşanabilecek zorluklar ve bu uygulamalar için yeterli teknolojik altyapı ile personel kaynağının temini de kritik bir konudur. Belirli ağır suçların kapsam dışı bırakılması, toplum güvenliği açısından anlaşılır olsa da, infaz rejiminde eşitlik tartışmalarına ve bazı kesimlerden eleştirilere yol açmıştır. Paket, genel bir af beklentisi içinde olan kesimleri tatmin etmemiş ve özellikle pandemi dönemi (31 Temmuz Yasası olarak bilinen) izinlerinden yararlanamayanlar için bir çözüm getirmemiş olması da eleştiri konusu olmuştur.

Düzenlemelerin Hedeflerine Ulaşma Potansiyeli: Paketin deklare edilen hedeflerine ulaşması, büyük ölçüde uygulamanın etkinliğine, ilgili kurumların (cezaevi idareleri, Adli Tıp Kurumu, infaz hakimlikleri vb.) kapasitesine ve iyi hal gibi kavramların objektif, adil ve tutarlı bir şekilde yorumlanmasına bağlı olacaktır. Düzenlemeler, toplumun adalet duygusunu güçlendirme ve ceza adalet sistemine olan güveni artırma potansiyeli taşımakla birlikte, bazı kesimlerin beklentilerini karşılamaktan uzak kalabileceği ve yeni tartışmalara yol açabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Adalet Bakanı, paketin Yargı Reformu Strateji Belgesi hedefleri doğrultusunda olduğunu ve reformların devam edeceğini belirtmiştir. Bu durum, gelecekte yeni yargı paketlerinin de gündeme gelebileceğine işaret etmektedir.

10. Yargı Paketi, Türk infaz hukukunun statik bir yapıya sahip olmadığını, toplumsal ihtiyaçlar, kamuoyu beklentileri ve ceza politikalarındaki değişimlere paralel olarak sürekli bir evrim içinde olduğunu göstermektedir. Bu paket, bir yandan "cezasızlık algısını" kırmaya çalışırken (örneğin, 1/10 kuralı ve bazı ceza artırımları ile), diğer yandan "daha insancıl" infaz yöntemlerini (konutta infazın kapsamının genişletilmesi gibi) teşvik etmektedir. Bu iki temel amaç arasında bir denge kurmak, uygulamanın en önemli ve hassas zorluklarından biri olacaktır. Toplum, suçluların adil bir şekilde cezalandırılmasını ve suçların cezasız kalmamasını beklerken, modern ceza adaleti anlayışı da infazın insan onuruna uygun koşullarda yapılmasını ve hükümlünün topluma yeniden kazandırılmasını hedeflemektedir. Bu iki beklenti arasında zaman zaman ortaya çıkabilecek gerilimin yönetilmesi, reformların toplum nezdinde kabul görmesi açısından kritik bir öneme sahiptir.

Kategori: İnfaz Kanunu
Etiketler: Yapay Zeka Hukuk Asistanı, Hukuki Araştırmalar, Hukuk Veri Kütüphanesi, İnfaz Kanunu
LegalMind Logo
Copyright © 2026 LegalMind.
Tüm hakları saklıdır.
LegalMind Logo Band
Kurumsal