LegalMind Blog
2026 İTHALAT REJİMİ DEĞİŞİKLİKLERİ TÜRK ŞİRKETLERİNİN SÖZLEŞMELERİNİ VE MALİYETLERİNİ NASIL ETKİLEYECEK?
2026 ithalat rejimi değişikliklerinin Türk şirketlerinin maliyetlerine ve sözleşmelerine etkileri; gümrük vergileri, gözetim, tarife kontenjanları
Türkiye’de ithalat yapan veya üretiminde ithal hammadde ve ara malı kullanan şirketler açısından 2026 yılı, dış ticaret mevzuatının yalnızca gümrük operasyonlarını ilgilendiren teknik bir alan olmadığını bir kez daha ortaya koymuştur. İthalat Rejimi Kararı, ilave gümrük vergileri, gözetim uygulamaları, tarife kontenjanları ve korunma önlemlerinde yıl boyunca yapılan değişiklikler; şirketlerin satın alma maliyetlerini, tedarik sürelerini, fiyatlandırma politikalarını ve uzun vadeli ticari sözleşmelerini doğrudan etkileyebilecek sonuçlar yaratmaktadır. 2026 yılı ithalat rejiminin ana çerçevesi, 31 Aralık 2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’nin üçüncü mükerrer sayısında yayımlanan düzenlemelerle oluşturuldu. İthalat Rejimi Kararında Değişiklik Yapılmasına İlişkin 10790 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile İthalatta İlave Gümrük Vergisi Uygulanmasına İlişkin Kararda Değişiklik Yapan 10791 sayılı Karar 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe girdi. Aynı düzenleme paketi içerisinde tarife cetvelleri güncellendi, ithalat tebliğleri yenilendi ve bazı sanayi ürünleri bakımından tarife kontenjanları oluşturuldu. Ticaret Bakanlığı, 2026 yılı başında Türkiye ve Avrupa Birliği’nde üretimi bulunmayan veya üretimi talebi karşılamayan bazı hammadde ve ara mamuller bakımından sanayicilerin rekabet gücünü desteklemek amacıyla 35 eşya için tarife kontenjanı açıldığını açıkladı.
Ancak 2026 ithalat rejiminin ayırt edici özelliği düzenlemelerin yılbaşındaki paketle sınırlı kalmamasıdır. 11 Temmuz 2026 tarihli ara değişikliklerle İthalat Rejimi Kararı ve İlave Gümrük Vergisi düzenlemelerinde yeniden değişiklik yapılırken, 18 ürün grubuna ilişkin gözetim mekanizmaları güncellendi veya yeni gözetim kıymetleri belirlendi. Ticaret Bakanlığı verilerine göre değişiklik öncesinde yürürlükte bulunan 184 Gözetim Tebliği sayısı bu düzenlemeler sonrasında 192’ye yükseldi. Aynı dönemde PET resin ithalatına ton başına 120 ABD doları korunma önlemi getirilmesi de ithalat maliyetinin mevzuat değişiklikleri sonucunda ne kadar hızlı değişebileceğini gösteren somut örneklerden biri oldu. Bu gelişmeler Türk şirketleri açısından önemli bir hukuki sonucu beraberinde getirmektedir: İthalat maliyetinin artık yalnızca ürünün döviz cinsinden satın alma fiyatı ile navlun maliyetinin toplamı olarak değerlendirilmesi yeterli değildir.
Türkiye’nin İthalat Yapısı ve Ara Malına Bağımlılığın Maliyet Etkisi
2026 dış ticaret verileri, ithalat rejimindeki değişikliklerin neden yalnızca ithalatçı şirketler açısından değil, Türkiye’de üretim yapan geniş bir sanayi kesimi bakımından önemli olduğunu göstermektedir. Ticaret Bakanlığının geçici verilerine göre Türkiye’nin ithalatı 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre %4,7 artarak 222 milyar 109 milyon dolara ulaştı. Aynı dönemde ihracat 161 milyar 601 milyon dolar olurken dış ticaret açığı %8,2 artarak 60 milyar 508 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise %73,6’dan %72,8’e geriledi. Verinin şirketler açısından daha önemli kısmı ithalatın bileşimidir. TÜİK verilerine göre 2026 yılının ilk altı ayında ara mallarının toplam ithalat içerisindeki payı %71,5 olarak gerçekleşti. Haziran ayında bu oran %71,4 seviyesindeydi. Ticaret Bakanlığının Temmuz 2026 verilerinde ise yalnızca bir ayda 22 milyar 886 milyon dolarlık hammadde ve ara malı ithalatı yapıldığı görülmektedir. Temmuz ayında toplam ithalat 32 milyar 989 milyon dolar olduğundan, ithalatın yaklaşık yedi dolarından beşinin hammadde ve ara malı niteliğinde olduğu söylenebilir. Gümrük vergilerindeki veya ticaret politikası önlemlerindeki bir değişikliğin yalnızca ithal nihai ürünün raf fiyatını etkilemediğini göstermektedir. İthal edilen kimyasal hammadde, plastik, metal, elektronik komponent, iplik, makine parçası veya diğer ara girdiler Türkiye’de üretilecek başka bir ürünün maliyetine girebilir. Dolayısıyla ithalat maliyetindeki artış, üreticiden distribütöre, distribütörden perakendeciye kadar uzanan zincirin tamamına yansıyabilir.
Örnek vermek gerekirse; Türkiye’de ambalaj üreten bir şirketin kullandığı hammaddenin önemli kısmını ithal ettiğini düşünelim. Şirket yıl başında müşterilerine on iki aylık sabit fiyatlı ürün sözleşmeleri yapmışsa, yıl içerisinde ithal girdisine yeni korunma önlemi veya ilave mali yükümlülük getirilmesi üretim maliyetini artırabilir. Müşteriye uygulanacak satış fiyatı sözleşmeyle sabitlenmiş ancak gümrük maliyetindeki değişiklik için herhangi bir fiyat ayarlama hükmü konulmamışsa, maliyet artışı doğrudan üreticinin brüt kâr marjından karşılanmak zorunda kalabilir.
PET Resin Korunma Önleminin Somut Maliyet Etkisi
2026 yılındaki en açıklayıcı örneklerden biri PET resin ithalatında görülmektedir. Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen korunma önlemi soruşturmasının ardından, 3907.61.00.00.00 GTİP altında sınıflandırılan belirli PET resin ürünlerinin ithalatında üç yıl süreyle korunma önlemi uygulanmasına karar verilmiş ve ilk aşamada önlem ton başına 120 ABD doları seviyesinde belirlenmiştir. Düzenleme 19 Temmuz 2026 itibarıyla uygulanmaya başlamıştır. Maliyet etkisi basit bir örnekle görülebilir. Korunma önleminin tam olarak uygulandığı bir ülkeden 2.500 ton PET resin ithal eden bir şirket açısından yalnızca bu önlem nedeniyle:
2.500 ton × 120 ABD doları = 300.000 ABD doları ek mali yükümlülük ortaya çıkabilir.
Bu hesap ürünün satın alma fiyatındaki, navlundaki, sigorta giderlerindeki veya döviz kurundaki herhangi bir değişikliği içermemektedir. Yalnızca yeni ticaret politikası önleminin doğrudan etkisini göstermektedir. Dolayısıyla yıllık ithalat hacmi on binlerce tona ulaşan bir sanayi işletmesinde düzenlemenin finansal etkisi milyon dolar seviyesine çıkabilir. Uzun vadeli tedarik sözleşmelerinin neden yeniden düşünülmesi gerektiğini göstermektedir. Şirket, Ocak 2026’da yabancı tedarikçisiyle Aralık 2026’ya kadar sabit fiyatlı bir anlaşma imzaladığında Temmuz ayında getirilecek böyle bir önlemi sözleşmede açıkça düzenlememişse, “yeni gümrük maliyetini kimin karşılayacağı” taraflar arasında ciddi bir uyuşmazlığa dönüşebilir.
Gözetim Uygulamalarının İthalat Maliyetlerine Etkisi
2026 yılındaki bir diğer önemli gelişme ithalatta gözetim uygulamalarının genişlemesidir. Ticaret Bakanlığı, 11 Temmuz tarihli düzenleme paketinde 18 ürün grubunda değişiklik yaptı; mevcut gözetim uygulaması bulunan 10 ürün grubunda birim fiyatlar veya eşya kapsamı güncellenirken sekiz ürün grubu için gözetim kıymeti belirlendi. Böylece yürürlükteki Gözetim Tebliği sayısı 192’ye yükseldi.
İthalatta gözetim sistemi teknik olarak gümrük vergisiyle aynı hukuki araç değildir. Sistem, belirli ürünlerin ithalatındaki gelişmelerin izlenmesine ve gerektiğinde gözetim belgesi aranmasına dayanır. İthalatta Gözetim Uygulaması Yönetmeliği uyarınca uygulamanın temel amacı ithalatın gelişimini, ithalat şartlarını ve ithalatın yerli üreticiler üzerindeki etkilerini yakından izlemektir. İleriye yönelik gözetime tabi ürünlerde ilgili tebliğde belirlenen şartlar çerçevesinde gözetim belgesi aranabilir. Şirket açısından sonuç yalnızca ek bir belge hazırlamak değildir. Gözetim kapsamına giren ürünlerde gümrükleme süresinin, nakit akışının ve ithalat planlamasının değişmesi mümkündür. İthal edilen ürünün fiyatı gözetim düzenlemesinde belirlenen eşiklerin altında kalıyorsa gözetim belgesi süreci de gündeme gelebilir. Gümrük kıymeti ise Gümrük Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde belirlenmeye devam eder; Ticaret Bakanlığı da gümrük kıymetinin ad valorem vergilerin hesaplanmasında temel alınan değer olduğunu belirtmektedir. Satın alma departmanlarının yalnızca tedarikçinin gönderdiği proforma faturaya bakarak landed cost hesaplaması yapması giderek daha riskli hâle gelmektedir. Her ithalat öncesinde GTİP, menşe, gözetim tebliği, ilave gümrük vergisi, anti-damping veya korunma önlemi ile diğer ticaret politikası araçları birlikte kontrol edilmelidir.
Tarife Kontenjanlarının Maliyet Avantajı ve Süre Riski
İthalat politikasının amacı her zaman vergiyi artırmak değildir. Yerli üretimin belirli girdiler bakımından sanayinin ihtiyacını karşılayamadığı durumlarda gümrük vergisini azaltan veya sıfırlayan tarife kontenjanları da kullanılmaktadır. Ticaret Bakanlığı, Türkiye ve Avrupa Birliği’nde üretimi bulunmayan sanayi ürünlerinde askıya alma; üretimin bulunduğu ancak yetersiz kaldığı ürünlerde ise tarife kontenjanı sistemini uygulamaktadır. 2026 yılı başında bu kapsamda 35 eşya bakımından tarife kontenjanı açılmıştır. Mısır ithalatında 2026 yılında uygulanan düzenleme bu sistemin şirket maliyetleri üzerindeki etkisini açık biçimde göstermektedir. Nisan ayında yem sektörü ile çeşitli gıda üreticilerinin artan ihtiyacının karşılanması amacıyla 3 milyon tonluk mısır ithalatı için 20 Nisan-31 Temmuz 2026 dönemini kapsayan tarife kontenjanı oluşturuldu. Bakanlık, uygulamanın hasat dönemi başlamadan sona ereceğini ve 1 Ağustos 2026 itibarıyla mısır ithalatında genel gümrük vergisinin %130 olarak uygulanmaya devam edeceğini açıkladı. Kontenjan dağıtımında gümrük beyannamesi tescil sırası esas alındı. Sözleşme tarihinin ekonomik önemini göstermektedir. İthal edilecek malın Türkiye’ye varışının birkaç hafta gecikmesi, ithalatçının avantajlı bir kontenjan döneminden çıkıp çok daha yüksek standart vergi rejimine tabi olmasına yol açabilir.
Örneğin kontenjan dışında %130 gümrük vergisine tabi bir mısır ithalatında, sadece örnekleme amacıyla gümrük kıymetinin 1 milyon ABD doları olduğu varsayıldığında, teorik gümrük vergisi yükü:
1.000.000 ABD doları × %130 = 1.300.000 ABD doları seviyesine ulaşabilir. İthalat işleminin tüm vergi ve masraflarını göstermemekte; yalnızca %130 oranının maliyet üzerindeki büyüklüğünü açıklamaktadır. Bununla birlikte tarife kontenjanına erişimin veya sevkiyat tarihinin bir ithalat sözleşmesinin ekonomik değerini ne ölçüde değiştirebileceğini açıkça ortaya koymaktadır.
GTİP ve Menşe Bilgisinin Sözleşme Maliyetindeki Rolü
2026 İthalat Rejimi değişiklikleri şirketlerin GTİP ve menşe yönetimine daha fazla önem vermesini gerektirmektedir. Çünkü aynı ticari ad altında satın alınan iki ürün, teknik özellikleri nedeniyle farklı GTİP’lerde sınıflandırılabilir ve farklı gümrük vergilerine veya ticaret politikası önlemlerine tabi olabilir. Aynı GTİP kapsamındaki ürünlerin vergilendirilmesi de menşe ülkeye ve Türkiye’nin ilgili ülkeyle olan tercihli ticaret düzenlemelerine göre değişebilir. Nitekim 31 Temmuz 2026 tarihli 11563 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile İthalat Rejimi Kararının ilgili listelerinde Maldivler Cumhuriyeti menşeli bazı ürünler için yeni gümrük vergisi ve ek mali yükümlülük oranları tanımlanmış ve düzenleme 1 Ağustos 2026’da yürürlüğe girmiştir. Kararda bazı ürünlerde sıfır gümrük vergisi uygulanırken bazı su ürünlerinde %11, %22, %30 veya daha yüksek oranların öngörüldüğü görülmektedir. Satın alma sözleşmesinde yalnızca “ürün fiyatı” yazılması yeterli değildir. Ürünün teknik tanımı, mümkün olduğunda GTİP değerlendirmesi, menşe ülkesi, tercihli menşe belgesinin sağlanmasına ilişkin yükümlülük ve yanlış menşe veya tarife bilgisinden doğacak maliyetin kime ait olacağı da sözleşmede düzenlenmelidir. Tedarikçinin yanlış menşe belgesi sunması nedeniyle ithalatçının sonradan ek vergi, gecikme faizi veya başka mali yükümlülükle karşılaşması hâlinde taraflar arasında rücu tartışması doğabilir. Bu nedenle özellikle yüksek hacimli ithalatlarda menşe ve gümrük sınıflandırması yalnızca gümrük müşavirinin operasyonel görevi olarak değil, sözleşmesel risk konusu olarak değerlendirilmelidir.
Incoterms Seçiminin Vergi Riskine Etkisi
Uluslararası ticarette kullanılan Incoterms® kuralları, 2026 gibi tarife hareketliliğinin yüksek olduğu dönemlerde daha kritik hâle gelmektedir. Uluslararası Ticaret Odasının 2025 yılında yayımladığı tarife riski rehberi, Incoterms® 2020 kurallarının gümrük tarifelerini değiştirmediğini ancak ithalat vergilerini ve gümrük formalitelerini hangi tarafın üstleneceğinin belirlenmesinde önemli bir araç olduğunu vurgulamaktadır. ICC rehberine göre DDP, ithalat gümrük formaliteleri ve ithalat tarifelerinin kural olarak satıcı tarafından üstlenildiği tek Incoterms® kuralıdır. FCA, CPT, CIP, DAP, DPU, FOB, CFR ve CIF gibi yaygın diğer teslim şekillerinde ise ithalat gümrükleme yükümlülüğü ve tarifeler genel olarak alıcı tarafındadır.
Bu fark, yeni bir ilave gümrük vergisinin veya korunma önleminin ekonomik etkisini doğrudan taraflardan birine yöneltebilir. Türk şirketinin yabancı tedarikçiyle DAP İstanbul teslim şekli üzerinden anlaşması hâlinde ithalat gümrüklemesi ve ithalat vergileri kural olarak Türk alıcı tarafından karşılanır. Ürün sevkiyattayken Türkiye’de yeni bir ek mali yükümlülük yürürlüğe girerse bunun ekonomik etkisi esasen alıcı üzerinde kalabilir. Buna karşılık DDP İstanbul kullanılan bir sözleşmede ithalat formaliteleri ve ilgili tarifeler bakımından satıcının yükümlülüğü daha geniştir. Ancak yalnızca Incoterms terimi kullanmak her sorunu çözmez. Sözleşmede sonradan getirilecek anti-damping vergisi, korunma önlemi, ilave gümrük vergisi veya olağanüstü ticaret politikası tedbirlerinin hangi tarafın ekonomik riski altında olacağı ayrıca açıkça düzenlenebilir. Böylece taraflar, teslim şeklinin genel maliyet paylaşımı ile beklenmeyen mevzuat değişikliklerinin etkisini birbirinden ayırabilir.
2026 ithalat rejimi değişikliklerinin en önemli ticari sonucu sabit fiyatlı sözleşmeler üzerinde ortaya çıkmaktadır. Bir şirket yıllık satın alma anlaşması imzalarken ürünün yabancı para cinsinden fiyatını sabitlemiş olabilir. Ancak ürünün Türkiye’ye ithalatında sonradan uygulanabilecek yeni bir gümrük vergisi, ilave gümrük vergisi, korunma önlemi veya gözetim uygulaması, tedarikçinin ürün fiyatı değişmese bile toplam maliyetin yükselmesine neden olabilir. Benzer risk, ithal girdiyi kullanan Türk üreticinin müşterileriyle yaptığı sabit fiyatlı satış sözleşmelerinde de vardır. İthal hammadde maliyeti %10-15 yükseldiğinde müşteriye uygulanan satış fiyatının değiştirilmesine izin veren bir düzenleme yoksa artış şirketin faaliyet kârından karşılanabilir. Özellikle altı ayı aşan B2B sözleşmelerde “change in law”, vergi değişikliği ve fiyat ayarlama hükümleri önem kazanmaktadır. Sözleşmede belirli bir tarihten sonra yürürlüğe girecek yeni gümrük vergilerinin, ek mali yükümlülüklerin veya ticaret politikası önlemlerinin fiyata hangi oranda yansıtılacağı belirlenebilir. Taraflar belirli bir maliyet artış eşiğinin altında mevcut fiyatın korunmasını, eşiğin aşılması hâlinde ise yeniden müzakere mekanizmasının devreye girmesini kararlaştırabilir.
Mevzuat Değişikliğinin Mücbir Sebep ve Aşırı İfa Güçlüğü Boyutu
İthalat vergisinin yükselmesi veya ithalat koşullarının ağırlaşması şirket açısından ekonomik olarak ciddi sonuç yaratabilir; ancak bu durumun otomatik olarak “mücbir sebep” kabul edileceği varsayımı hukuken risklidir. Sözleşmenin tabi olduğu hukuk, tarafların risk paylaşımı, değişikliğin öngörülebilirliği ve ifayı imkânsızlaştırıp imkânsızlaştırmadığı somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğü kurumu, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan olağanüstü değişikliklerin belirli şartlarda sözleşmenin uyarlanmasını gündeme getirebilmesine imkân tanımaktadır. Ancak yalnızca maliyet artışının bulunması tek başına her durumda uyarlama hakkı doğurduğu anlamına gelmez; kanundaki şartların somut olay bakımından gerçekleşmesi gerekir.Uluslararası mal satışlarında ise uygulanacak hukuka bağlı olarak CISG hükümleri de gündeme gelebilir. CISG, uluslararası mal satışlarında tarafların yükümlülükleri, sözleşmeye aykırılık hâlleri, tazminat ve belirli şartlardaki sorumluluktan kurtulma mekanizmaları bakımından uluslararası bir çerçeve sunmaktadır. Bu nedenle ithalat rejiminde meydana gelen değişikliğin tarafların borçlarına etkisi sözleşmenin tabi olduğu hukukla birlikte değerlendirilmelidir.En güvenli yaklaşım, ticari ilişkinin geleceğini mahkemenin sonradan yapacağı uyarlama değerlendirmesine bırakmak yerine mevzuat değişikliği riskini sözleşmede baştan düzenlemektir.
Tedarik ve Teslimat Takviminin Finansal Değeri
2026 düzenlemeleri teslim tarihinin de artık yalnızca lojistik bir KPI olmadığını göstermektedir. Tarife kontenjanlarının sona ermesi, yeni bir korunma önleminin yürürlüğe girmesi veya gözetim uygulamasının başlaması birkaç günlük gecikmenin dahi farklı bir maliyet rejimi yaratmasına neden olabilir.PET resin korunma önleminin 19 Temmuz itibarıyla başlaması veya mısırdaki geçici kontenjan uygulamasının 31 Temmuz sonunda sona ermesi bunun açık örnekleridir.Bu nedenle ithalat sözleşmelerinde “shipment date” ile “arrival date” kavramlarının yanında gümrük beyannamesinin tescili bakımından kritik tarihler de dikkate alınmalıdır. Tedarikçinin gecikmesinin şirketin bir tarife avantajını kaybetmesine yol açması hâlinde oluşan ek gümrük maliyetinden hangi tarafın sorumlu olacağı sözleşmede belirlenebilir.Özellikle kota veya dönemsel vergi avantajından yararlanılarak yapılan büyük hacimli siparişlerde teslimat gecikmesinin cezası yalnızca günlük gecikme bedeli üzerinden değil, kaybedilecek vergi avantajıyla bağlantılı şekilde tasarlanabilir.
Şirketlerin Landed Cost Hesaplamasını Yeniden Tasarlaması
İthalat yapan şirketlerin 2026 sonrasında satın alma maliyetini yalnızca FOB veya CIF fiyat üzerinden değerlendirmesi yeterli değildir. Gerçek ekonomik karar, ürünün şirkete kullanılabilir durumda ulaştığı toplam maliyet olan landed cost üzerinden verilmelidir.Bu hesaplamada ürün bedeli, navlun, sigorta, gümrük vergisi, ilave gümrük vergisi, varsa ek mali yükümlülükler, korunma önlemleri, gözetim süreçlerinin etkileri, gümrükleme maliyetleri, finansman giderleri, depolama ve gecikmeye bağlı giderler birlikte değerlendirilmelidir.Bu yaklaşım tedarikçi karşılaştırmasını da değiştirebilir. Çin’den alınan ürünün fabrika çıkış fiyatı Avrupa’daki tedarikçiden %12 daha düşük olabilir; ancak menşe nedeniyle uygulanan ilave gümrük vergileri veya ticaret politikası önlemleri sonrasında Avrupa tedarikçisi toplam landed cost bakımından daha avantajlı hâle gelebilir.Dolayısıyla satın alma departmanlarının performansını yalnızca “ürünü en düşük fiyata satın alma” kriteriyle ölçmek yanıltıcı olabilir. Daha doğru ölçüm, şirketin mevzuat ve tedarik risklerini de hesaba katan toplam sahip olma maliyetidir. 2026 yılının ortaya koyduğu temel sonuç, ithalat mevzuatının şirketlerde gümrük veya lojistik departmanına bırakılabilecek izole bir uyum alanı olmadığıdır. Hukuk, satın alma, finans, fiyatlandırma, üretim planlama ve tedarik zinciri ekiplerinin ortak biçimde çalışması gerekir.
Özellikle ithalata bağımlılığı yüksek şirketlerde kritik GTİP’lerin bir envanteri çıkarılmalı; her ürün için mevcut gümrük vergisi, ilave gümrük vergisi, menşe avantajları, gözetim uygulamaları, anti-damping önlemleri, korunma önlemleri ve tarife kontenjanları takip edilmelidir. Ticaret Bakanlığının 2026 yılı içinde gözetim düzenlemelerinde yaptığı ara değişiklikler ve yeni korunma önlemleri, bu kontrolün yılda bir kez yapılmasının yeterli olmadığını göstermektedir. Bu ihtiyacı Türkiye’nin ithalat kompozisyonu da güçlendirmektedir. 2026 Ocak-Temmuz döneminde hammadde ithalatındaki artış yaklaşık 12 milyar dolar olarak açıklanırken, tüketim malı ithalatının yaklaşık 2,8 milyar dolar azaldığı belirtilmiştir. Aynı dönemde yatırım malı ithalatı yaklaşık 700 milyon dolar artmıştır. Bu rakamlar ithalat artışının önemli bölümünün doğrudan üretim ve ekonomik faaliyet için kullanılan girdilerden kaynaklandığını göstermektedir. İthalat düzenlemesindeki değişiklik yalnızca dış ticaret şirketinin maliyetini değil, Türkiye’de üretim yapan şirketin ürün fiyatını, nakit akışını, işletme sermayesi ihtiyacını ve müşteri sözleşmelerindeki kârlılığını da etkileyebilir.
2026 Sonrası İçin Şirketlerin Sözleşmesel Öncelikleri
Türk şirketlerinin yeni dönemde uluslararası satın alma ve uzun vadeli tedarik sözleşmelerine daha sistematik yaklaşması gerekir. Ürünün GTİP ve menşe bilgilerinin doğruluğu, ithalat izinlerinden kimin sorumlu olduğu, Incoterms seçimi, yeni vergi veya ticaret politikası önlemlerinin ekonomik yükünün hangi tarafta kalacağı, belirli maliyet artışlarında fiyat revizyonunun nasıl yapılacağı, tarife kontenjanının kaybedilmesi hâlindeki sonuçlar ve mevzuat değişikliği nedeniyle oluşacak gecikmelerin sorumluluğu açık biçimde düzenlenmelidir. Özellikle yüksek ithalat hacmine sahip şirketlerde sözleşme yapılmadan önce yalnızca hukuki due diligence değil, bir “customs and trade compliance due diligence” çalışması yapılması da anlamlıdır. Tedarikçinin sunduğu fiyatın hangi menşe ve tarife varsayımına dayandığı incelenmeli, farklı düzenleme senaryolarında ürünün toplam maliyeti hesaplanmalı ve satış fiyatının bu senaryolara ne ölçüde dayanabileceği test edilmelidir.
2026 ithalat rejiminin şirketlere verdiği temel mesaj bu nedenle açıktır: Gümrük vergisi artık yalnızca ürün Türkiye’ye geldiğinde hesaplanan bir vergi kalemi değil, sözleşme kurulurken yönetilmesi gereken ticari bir risktir.
Türkiye’nin 2026 yılının ilk yedi ayında 222 milyar doların üzerinde ithalat gerçekleştirdiği ve ithalatın büyük bölümünün üretimde kullanılan hammadde ve ara mallarından oluştuğu düşünüldüğünde, ithalat mevzuatındaki küçük görünen bir oran veya uygulama değişikliğinin şirketler ölçeğinde önemli finansal sonuçlar yaratması mümkündür. İthalat rejiminin giderek daha dinamik hâle gelmesi hukuk profesyonellerinin de yalnızca İthalat Rejimi Kararını değil; Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklikleri, gümrük ve dış ticaret mevzuatını, yargı kararlarını ve ilgili idari düzenlemeleri birlikte takip etmesini gerekli kılmaktadır. LegalMind, yargı ve kurum kararları, mevzuat, hukuk literatürü ve Resmî Gazete içeriklerini tek bir hukuk veri kütüphanesinde bir araya getiren yapay zekâ destekli hukuk araştırma platformudur. Yapay zekâ hukuk asistanı Briefi, mevzuat ve karar araştırmalarının daha sistematik biçimde yürütülmesine destek verir. LegalMind veri kütüphanesinde 11 milyondan fazla kurum ve yargı kararı, 20 binden fazla mevzuat ve 45 binden fazla hukuki literatür kaynağı bulunduğu belirtilmektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
2026 yılında Türkiye’nin ithalatı ne kadar arttı?
Ticaret Bakanlığının geçici verilerine göre 2026 Ocak-Temmuz döneminde ithalat bir önceki yılın aynı dönemine göre %4,7 artarak 222 milyar 109 milyon dolara ulaştı. Aynı dönemde dış ticaret açığı %8,2 artarak 60 milyar 508 milyon dolar oldu.
İthalat Rejimi değişikliği mevcut sözleşmedeki ürün fiyatını otomatik olarak değiştirir mi?
Hayır. Yeni vergi veya ek mali yükümlülüğün sözleşme fiyatına hangi tarafça yansıtılabileceği öncelikle sözleşmedeki fiyat, vergi, Incoterms, mevzuat değişikliği ve uyarlama hükümlerine göre değerlendirilmelidir. Sözleşmede açık bir düzenleme bulunmaması hâlinde uygulanacak hukuk ve somut olayın koşulları ayrıca önem taşır.
Yeni gümrük vergileri mücbir sebep kabul edilir mi?
Vergi veya gümrük maliyetindeki artışın tek başına her durumda mücbir sebep sayıldığı söylenemez. Sözleşme hükmü, uygulanacak hukuk, değişikliğin etkisi ve öngörülebilirliği birlikte değerlendirilmelidir. Türk hukuku bakımından şartları oluşmuşsa TBK m.138 kapsamındaki aşırı ifa güçlüğü ayrıca gündeme gelebilir.
Gözetim uygulaması gümrük vergisi anlamına mı gelir?
Hayır. Gözetim, belirli ürünlerin ithalat gelişiminin izlenmesine yönelik bir ticaret politikası aracıdır ve ilgili düzenlemelerde gözetim belgesi aranabilir. Bununla birlikte gözetim uygulaması ithalatın operasyonel ve ekonomik koşullarını etkileyebildiği için şirketlerin landed cost ve teslim süresi hesaplarında dikkate alınmalıdır.
2026 yılında kaç ürün grubunda gözetim düzenlemesi değişti?
11 Temmuz 2026 tarihli düzenleme paketinde 18 ürün grubuna ilişkin işlem yapıldı. Bunların 10’unda mevcut gözetim birim fiyatları veya kapsamı güncellendi, sekiz ürün grubunda yeni gözetim kıymeti belirlendi. Toplam yürürlükteki Gözetim Tebliği sayısı 192’ye yükseldi.
PET resin ithalatındaki yeni mali yükümlülük ne kadar?
3907.61.00.00.00 GTİP kapsamında yer alan belirli PET resin ürünlerinde ilk yıl için ton başına 120 ABD doları tutarında korunma önlemi getirilmiştir. Önlem 19 Temmuz 2026 itibarıyla uygulanmaya başlamıştır.
Tarife kontenjanı şirket maliyetini azaltabilir mi?
Evet. Tarife kontenjanları, belirli miktardaki ithalatın normal rejimden daha avantajlı gümrük şartlarıyla gerçekleştirilmesine imkân sağlayabilir. Ancak kontenjan miktarı, kullanım dönemi ve dağıtım yöntemi önemlidir. Mısır için 2026 yılında açılan 3 milyon tonluk kontenjan 31 Temmuz itibarıyla sona ermiş, 1 Ağustos sonrasında genel %130 gümrük vergisi uygulamasına devam edilmiştir.
Incoterms seçimi gümrük vergisinin hangi tarafça ödeneceğini etkiler mi?
Evet. ICC’nin Incoterms® 2020 kurallarında DDP teslim şekli ithalat gümrükleme ve tarife yükümlülüğünün satıcı üzerinde olduğu temel modeldir. Diğer yaygın Incoterms kurallarında ithalat formaliteleri ve tarifeleri genel olarak alıcı tarafından karşılanır. Tarafların ayrıca sözleşmede özel risk paylaşımı hükümleri düzenlemesi mümkündür.
Kategori: hukuk, Ticaret Hukuku, Gümrük ve Dış Ticaret Hukuku, LegalMind, LegalMind Hukuk Platformu, LegalMind Hukuk Veri Kütüphanesi
Etiketler: 2026 İthalat Rejimi, Ticari Sözleşmeler, İlave Gümrük Vergisi, İthalatta Gözetim
