LegalMind Blog

ABD’NİN İKİNCİL YAPTIRIMLARINDA YENİ DALGA TÜRK ŞİRKETLERİ İÇİN ARTAN UYUM VE CEZA RİSKİ

ABD’NİN İKİNCİL YAPTIRIMLARINDA YENİ DALGA TÜRK ŞİRKETLERİ İÇİN ARTAN UYUM VE CEZA RİSKİ

2026 yılı itibarıyla ABD yaptırım rejimi yalnızca Rusya, İran ya da Çin’i hedef alan bir dış politika aracı olmaktan çıktı; küresel ticareti şekillendiren fiili bir finansal denetim mekanizmasına dönüştü. Özellikle “ikincil yaptırımlar” uygulaması, ABD ile doğrudan bağlantısı olmayan şirketleri dahi dolar sistemi üzerinden risk altına sokuyor. Artık bir Türk şirketinin ABD’de ofisi olmaması, Amerikan vatandaşı ortak bulundurmaması veya ABD’ye ihracat yapmaması tek başına güvenli olduğu anlamına gelmiyor.

İkincil yaptırım mantığı şu şekilde çalışıyor: ABD, yaptırım uyguladığı bir ülke veya kişiyle “önemli işlem” gerçekleştiren yabancı şirketlere de yaptırım uygulayabileceğini ilan ediyor. Bu yaptırım doğrudan para cezası şeklinde olabileceği gibi, çok daha ağır bir sonuç doğuran dolar sisteminden çıkarma veya ABD finansal sistemine erişim yasağı şeklinde de gerçekleşebiliyor. Küresel ticaretin önemli bir kısmının dolar üzerinden yürüdüğü düşünüldüğünde, bu yaptırım türü fiilen ticari izolasyon anlamına geliyor.

2026’da en dikkat çekici gelişmelerden biri, enerji ve petrol ticaretinde üçüncü ülkeler üzerinden yapılan işlemlerin daha sık mercek altına alınması oldu. Örneğin Türkiye merkezli bir şirketin Orta Doğu’da kurulu bir tedarikçiden petrol türevi bir ürün satın alması ve ödemenin Avrupa’daki bir banka üzerinden dolar cinsinden yapılması halinde, işlem zincirinde yaptırım listesinde yer alan bir aracı kurum bulunması risk yaratabiliyor. ABD makamları, doğrudan taraf olmasa bile bu işlemi “dolaylı destek” olarak değerlendirebiliyor.

Benzer şekilde teknoloji sektöründe de risk büyüyor. Çin’e yönelik yarı iletken ve yapay zeka donanımı ihracatına getirilen kısıtlamalar nedeniyle ABD, yalnızca Amerikan menşeli ürünleri değil, Amerikan teknolojisi içeren ürünleri de denetim kapsamına alıyor. Türkiye’de faaliyet gösteren bir elektronik şirketi, Uzak Doğu’dan aldığı bir bileşeni Rusya veya İran’a ihraç ettiğinde, o bileşen içinde ABD menşeli teknoloji bulunuyorsa yaptırım incelemesi gündeme gelebiliyor. Bu noktada şirketlerin çoğu zaman fark etmediği risk, ürün içeriğindeki “ABD bağlantısı” oluyor.

Bankacılık tarafında ise tablo daha karmaşık. 2026’da birçok Türk şirketi, yaptırım listesinde olmayan bir firma ile yaptığı işlemde dahi muhabir banka blokesiyle karşılaştı. Bunun nedeni, ABD bankalarının ve dolar takas sisteminin risk iştahını ciddi şekilde düşürmesi. Muhabir bankalar, potansiyel yaptırım riskini gördüklerinde işlemi durduruyor veya “enhanced due diligence” süreci başlatıyor. Bu süreç haftalar sürebiliyor ve ticari sözleşmelerde gecikmeye yol açıyor. Bu gecikmeler çoğu zaman sözleşme ihlali tartışmalarını da beraberinde getiriyor.

Örneğin bir Türk makine üreticisi, Orta Asya’daki bir alıcıya teslim ettiği ürünün bedelini dolar olarak tahsil etmek isterken, ödeme zincirindeki bir bankanın risk uyarısı nedeniyle transfer askıya alınabiliyor. Satıcı teslimi gerçekleştirmiş olmasına rağmen bedeli alamıyor. Bu durumda alıcı taraf, ödemenin bankacılık sisteminde takıldığını savunurken, satıcı temerrüt iddiasında bulunabiliyor. Bu tür uyuşmazlıklar 2026’da tahkim dosyalarında belirgin şekilde artış gösterdi.

ABD Adalet Bakanlığı ve OFAC’ın 2026’daki uygulama eğilimi, sadece ceza kesmek değil, aynı zamanda yöneticilere kişisel sorumluluk yüklemek yönünde ilerliyor. Özellikle “bilinçli görmezden gelme” (willful blindness) yaklaşımı, şirket yöneticilerinin yaptırım risklerini araştırmadan işlem yapmasını ağırlaştırıcı unsur olarak değerlendiriyor. Yani riskten haberdar olmamak artık savunma olarak kabul edilmiyor; yeterli uyum mekanizması kurmamak da ihlal olarak görülebiliyor.

Türk şirketleri açısından en kritik risk alanı, üçüncü ülke üzerinden yapılan ticaret. Örneğin İran’a doğrudan satış yapılmasa bile, İran bağlantılı bir aracı şirket üzerinden yürüyen işlem zinciri risk doğurabiliyor. ABD makamları bu yapıları “yaptırımları dolanma girişimi” olarak yorumlayabiliyor. Bu noktada ticaretin hukuka uygunluğu yalnızca Türkiye mevzuatına göre değil, küresel yaptırım mimarisi içinde değerlendiriliyor.

2026’da öne çıkan bir başka eğilim ise uyum programı eksikliğinin doğrudan yaptırım gerekçesi sayılması. ABD makamları artık sadece ihlalin gerçekleşip gerçekleşmediğine değil, şirketin makul bir uyum sistemi kurup kurmadığına bakıyor. İç denetim mekanizması olmayan, yaptırım taraması yapmayan, müşteri ve tedarikçi kontrol sistemi kurmamış şirketler daha yüksek risk kategorisinde değerlendiriliyor.

Bu tablo, uluslararası ticaret yapan Türk şirketleri için yeni bir gerçekliği ortaya koyuyor: Yaptırım hukuku artık yalnızca ABD ile iş yapan şirketlerin değil, küresel tedarik zincirinde yer alan tüm şirketlerin meselesi. Özellikle dolar cinsinden işlem yapan, enerji, savunma, lojistik ve teknoloji sektöründe faaliyet gösteren firmalar için risk daha yüksek.

Sözleşme tarafında ise yeni bir eğilim gözleniyor. Taraflar, yaptırım kaynaklı ödeme gecikmesi veya teslim imkansızlığı durumunda sorumluluğun nasıl paylaşılacağını açıkça düzenlemeye başladı. Mücbir sebep maddeleri artık yaptırım ve ihracat kontrol hükümlerini içerecek şekilde genişletiliyor. Aksi halde yaptırım nedeniyle ödeme alamayan tarafın tazminat sorumluluğu gündeme gelebiliyor.

Bu süreçte şirketlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, benzer uyuşmazlıklara ilişkin karar ve mevzuata hızlı erişim. Özellikle yaptırım kaynaklı sözleşme feshi, ödeme blokesi ve tahkim kararları, risk analizinde belirleyici rol oynuyor. LegalMind, yaptırım hukuku, bankacılık uyuşmazlıkları ve uluslararası ticaret kararlarını tek platformda sunarak şirketlerin bu karmaşık alanda daha bilinçli hareket etmesini sağlar. Briefi ise belirli bir yaptırım senaryosuna ilişkin karar, mevzuat ve literatürü birlikte analiz ederek stratejik hazırlık sürecini hızlandırır.

2026 itibarıyla mesele artık şu değil: “ABD ile iş yapıyor muyum?” Asıl soru şu: “Dolar sistemine temas ediyor muyum ve tedarik zincirimde yaptırım riski var mı?” Küresel ticaret yeni bir döneme girdi ve uyum artık rekabet avantajı değil, varlık koşulu haline geldi.

 

Kategori: Bankacılık Hukuku, Ticaret Hukuku
Etiketler: OFAC Uygulamaları, Dolar Transfer Riski, Bankacılık Uyuşmazlıkları, Ticari Sözleşme Riski, Uluslararası Tahkim
LegalMind Logo
Copyright © 2026 LegalMind.
Tüm hakları saklıdır.
LegalMind Logo Band
Kurumsal