LegalMind Blog

SOSYAL MEDYADA HAKARET SUÇU: NEREDE BAŞLAR, NEREDE BİTER

SOSYAL MEDYADA HAKARET SUÇU: NEREDE BAŞLAR, NEREDE BİTER

1. Giriş: Dijital Çağda İtibar ve İfade Özgürlüğü Dengesi

Sosyal medya, günümüz toplumunda bireylerin kendilerini ifade etme, bilgi alma ve iletişim kurma biçimlerini köklü bir şekilde dönüştürmüştür. Bu platformlar, ifade özgürlüğünün önemli bir alanı haline gelmekle birlikte, aynı zamanda bireylerin onur, şeref ve saygınlıklarının, yani kişilik haklarının kolayca ihlal edilebildiği bir mecra olarak da karşımıza çıkmaktadır. Dijitalleşmenin bir diğer önemli sonucu da "itibar" kavramının dijital bir boyut kazanmasıdır. Hakaret suçu, temel olarak bireyin onur, şeref ve saygınlığını korumayı amaçlar. Sosyal medyanın bir özelliği olan aleniyet, yani paylaşımların hızla ve kontrolsüz bir şekilde yayılabilmesi, geleneksel yöntemlerle işlenen bir hakarete kıyasla çok daha fazla kişiye ulaşarak mağdurun itibarını daha geniş bir çevrede ve daha kısa sürede zedeleme potansiyeline sahiptir. Bu durum, bireylerin "dijital itibarlarının" da en az gerçek hayattaki itibarları kadar önemli ve korunmaya değer olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, hukuk sisteminin bu yeni gerçekliğe uyum sağlayarak dijital ortamdaki itibar zedelenmelerine karşı etkin koruma mekanizmaları geliştirmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.

2. Türk Ceza Kanunu'nda Hakaret Suçu (TCK m. 125)

Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 125. maddesi, şerefe karşı suçlar başlığı altında hakaret suçunu düzenlemektedir. Kanuni tanıma göre, "Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi" hakaret suçunu işlemiş olur. Bu suçun temel unsurlarını daha yakından incelemek, sosyal medyadaki yansımalarını anlamak için kritik öneme sahiptir.

Yasal Tanım ve Temel Unsurlar

● Matufiyet (Yönelme) Unsuru: Hakaretin suç teşkil edebilmesi için belirli bir kişiye yöneltilmiş olması şarttır. Mağdurun isminin açıkça belirtilmesi zorunlu değildir; kullanılan ifadelerden, paylaşılan içerikten veya olayın bağlamından kimin kastedildiği duraksamaya yer vermeyecek şekilde anlaşılabiliyorsa (ferden belirlenebilirlik), matufiyet unsuru gerçekleşmiş sayılır. Sosyal medyada bu durum, bir kullanıcı adının etiketlenmesiyle olabileceği gibi, doğrudan isim verilmese de paylaşılan bir fotoğraf, yapılan bir ima veya belirli bir olaya yapılan atıfla da sağlanabilir. Yargıtay kararlarında, mağdurun "duraksanmayacak bir durum varsa" belirlenebilir olduğu kabul edilmektedir. Bu, sosyal medya kullanıcılarının "laf sokma" veya "üstü kapalı eleştiri" gibi görünen ifadelerinin dahi, eğer hedefteki kişiyi yeterince belirgin hale getiriyorsa ve rencide ediciyse, hakaret suçu oluşturabileceği anlamına gelir. Kullanıcılar, sadece doğrudan isim vermemenin kendilerini hukuki sorumluluktan her zaman kurtarmayacağını bilmelidirler.

● Fiil Unsuru: Hakaret suçu, TCK m. 125'e göre iki seçimlik hareketle işlenebilir:

1. Somut Bir Fiil veya Olgu İsnat Etmek: Kişinin onurunu zedeleyecek nitelikte belirli bir eylemi veya durumu o kişiye yüklemektir. Örneğin, birine "hırsızlık yaptın", "yalan söyledin" veya "rüşvet aldın" demek bu kapsama girer. İsnat edilen fiilin ayrıca bir suç teşkil etmesi zorunlu değildir; önemli olan, isnadın kişinin şeref ve saygınlığını rencide edici nitelikte olmasıdır.

2. Sövmek: Genel ve soyut nitelikteki sözlerle kişinin değersizleştirilmesi, aşağılanmasıdır. "Şerefsiz", "aptal", "ahlaksız", "namussuz" gibi ifadeler sövme suretiyle hakarete örnek olarak verilebilir.

● Onur, Şeref ve Saygınlığı Rencide Etme Niteliği: Sarf edilen sözlerin veya isnat edilen fiilin, objektif olarak değerlendirildiğinde, mağdurun toplum nezdindeki itibarını, değerini ve kendi iç saygınlığını azaltacak, onu küçük düşürecek nitelikte olması gerekir. Suçun oluşumu için mağdurun gerçekten incinip incinmemesi veya kendisine duyduğu saygının azalması aranmaz; fiilin bu potansiyeli taşıması yeterlidir. Bu nedenle hakaret suçu, soyut bir tehlike suçu olarak kabul edilir.

Suçun Manevi Unsuru (Kast): Hakaret suçunun oluşabilmesi için failin, hakaret etme kastıyla, yani bilerek ve isteyerek kişinin onur, şeref ve saygınlığına saldırma amacıyla hareket etmesi gerekir. Eğer bir ifade, ağır eleştiri veya kaba bir söz niteliğindeyse ve hakaret kastı taşımıyorsa, suçun manevi unsuru oluşmamış sayılabilir.

Kimlerin Mağdur ve Fail Olabileceği

● Mağdur: Hakaret suçunun mağduru herhangi bir gerçek kişi olabilir. Yargıtay'ın genel kabulüne göre, tüzel kişiler (şirketler, dernekler, vakıflar vb.) doğrudan hakaret suçunun mağduru olamazlar; çünkü suçla korunan hukuki değer, kişinin şeref ve saygınlığı gibi bireye özgü kavramlardır. Ancak, bazı hukuki görüşler tüzel kişilerin de ticari itibarlarının zedelenebileceğini ve bu tür durumlarda tüzel kişiliği temsil eden gerçek kişilerin (yöneticiler, ortaklar vb.) mağdur olabileceğini savunmaktadır. Sosyal medyada bir şirkete veya kuruma yönelik toplu saldırılarda, örneğin boykot çağrıları sırasında kullanılan aşağılayıcı ifadelerde, ifadenin doğrudan kurumu mu yoksa kurum adına hareket eden bireyleri mi hedef aldığı ayrımı önem kazanır. "X şirketi dolandırıcıdır" gibi bir ifade yerine, "X şirketinin CEO'su Y, bir dolandırıcıdır" gibi bir ifade, CEO Y açısından hakaret suçunu gündeme getirebilir. Bu durum, kurumsal itibara yönelik saldırıların, bireysel hakaret davalarına dönüşme potansiyelini taşır ve sosyal medya kullanıcılarının eleştirilerini kişiselleştirmekten kaçınmaları gerektiğini gösterir.

Ölmüş kişilerin hatırasına yönelik hakaretler ise TCK'nın 130. maddesinde ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Belirli ve teşhis edilebilir olmaları koşuluyla, kişi toplulukları da hakaret suçunun mağduru olabilirler.

● Fail: Hakaret suçunun faili, cinsiyet veya başka bir özellik ayrımı olmaksızın herhangi bir gerçek kişi olabilir.

3. Sosyal Medyada Hakaretin Ayırt Edici Yönleri

Sosyal medya platformları, iletişimin doğasını ve hızını değiştirerek hakaret suçunun işleniş biçimlerine de yeni boyutlar katmıştır. Bu platformların kendine özgü yapısı, TCK'daki hakaret suçunun bazı unsurlarının özel olarak değerlendirilmesini gerektirmektedir.

"Aleniyet" Unsuru ve Cezaya Etkisi

Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin 4. fıkrası, hakaret suçunun alenen işlenmesi halinde cezanın altıda bir oranında artırılacağını düzenlemektedir. Sosyal medya platformları olan Facebook, Twitter/X, Instagram, TikTok gibi mecralar, doğaları gereği yapılan paylaşımların genellikle belirsiz sayıda kişiye açık olmasını sağlar. Bir tweet, bir Facebook durum güncellemesi veya bir Instagram gönderisi, teorik olarak milyonlarca kişiye ulaşma potansiyeline sahiptir. Yargıtay, bu nedenle sosyal medya üzerinden yapılan hakaret içerikli paylaşımları, geniş kitlelere ulaşma potansiyeli nedeniyle genellikle "aleni" kabul etmektedir. Bu durum, sosyal medyada işlenen hakaret suçlarında cezanın artırılması sonucunu doğurur.

Kullanıcıların sosyal medyada bir ifade paylaşırken, bu ifadenin bir meydanda kalabalığa karşı bağırılmasıyla benzer bir aleniyet taşıyabileceğini ve dolayısıyla daha ağır bir cezai yaptırımla karşılaşabileceğini bilmeleri önemlidir. "Sadece kendi duvarımda yazdım" veya "hesabım kilitliydi" gibi savunmalar, paylaşımın ulaştığı veya ulaşabileceği kişi sayısı ve platformun genel yapısı dikkate alındığında, aleniyet unsurunun varlığını her zaman ortadan kaldırmayabilir. Gizlilik ayarları "sadece arkadaşlar" olarak belirlenmiş olsa dahi, arkadaş listesindeki kişi sayısının çokluğu veya paylaşımların bu kişiler tarafından başkalarına aktarılma olasılığı, aleniyetin varlığı yönünde bir karine oluşturabilir. Bu durum, dijital okuryazarlığın sadece teknik becerileri değil, aynı zamanda paylaşımların hukuki sonuçlarına dair bir farkındalığı da içermesi gerektiğini göstermektedir.

Sesli, Yazılı veya Görüntülü İletiyle Hakaret (TCK m. 125/2)

TCK'nın 125. maddesinin 2. fıkrası, suçun "mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde" de temel cezanın uygulanacağını belirtir. Sosyal medya, bu tür iletilerin kolaylıkla gönderilebildiği bir ortamdır. Yazılı yorumlar, doğrudan mesajlar (DM), sesli notlar, hakaret içeren videolar, fotoğraflar, hatta "caps" veya "meme" olarak adlandırılan mizahi görseller dahi, eğer bir kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide ediyorsa, bu madde kapsamında hakaret suçunu oluşturabilir.

Özel mesajlaşma (DM) yoluyla işlenen hakaretlerde "aleniyet" unsuru doğrudan oluşmayabilir, çünkü bu mesajlar genellikle sadece gönderici ve alıcı arasında kalır. Ancak, bu durum suçun oluşmadığı anlamına gelmez; TCK m. 125/2 uyarınca suç yine de işlenmiş sayılır ve temel ceza uygulanır. Eğer özel mesajda mağdur hakkında konuşuluyor ve bu mesaj daha sonra en az üç farklı kişiye ulaştırılır veya gösterilirse (ihtilat), bu durumda gıyapta hakaret suçu gündeme gelebilir. İhtilat edilen kişilerin, fiilin aşağılayıcı anlamını algılayabilecek durumda olmaları da bu noktada önemlidir. Bu durum, özel mesajlaşmaların içeriğinin de hukuki sorumluluk doğurabileceğini ve bu mesajların üçüncü kişilerle paylaşılması durumunda suçun niteliğinin ve kapsamının değişebileceğini göstermektedir. Kullanıcılar, özel yazışmalarının dahi bir gün hukuki bir süreçte delil olarak karşılarına çıkabileceği ihtimalini göz ardı etmemelidir.

Hangi Tür Paylaşımlar Hakaret Kapsamına Girebilir?

Sosyal medyada hakaret suçu çeşitli şekillerde işlenebilir:

● Herkese Açık Gönderiler: Bir tweet, Facebook durum güncellemesi, Instagram gönderisi veya hikayesi gibi herkesin görebileceği paylaşımlar.

● Yorumlar: Başka bir kullanıcının gönderisine yapılan aşağılayıcı veya küfür içeren yorumlar.

● Doğrudan Mesajlar (DM): Bir kişiye özel olarak gönderilen hakaret içerikli yazılı, sesli veya görüntülü mesajlar.

● Grup Sohbetleri: WhatsApp, Telegram veya sosyal medya platformlarının kendi grup sohbet özelliklerinde yapılan ve belirli bir kişiyi hedef alan hakaretler. Bu durumda, gruptaki diğer üyelerin sayısı ve durumu, "ihtilat" unsurunun değerlendirilmesinde rol oynar.

● Profil Bilgileri veya Durum Güncellemeleri: Kullanıcının kendi profilinde yer verdiği veya durum güncellemesi olarak paylaştığı, belirli bir kişiyi hedef alan ve hakaret içeren ifadeler.

4. Hakaretin Sınırları: İfade Özgürlüğü, Eleştiri ve Diğer Kavramlar

Sosyal medyada sarf edilen her nahoş söz veya sert ifade, otomatik olarak hakaret suçu anlamına gelmez. Bireylerin ifade özgürlüğünü korurken, bu özgürlüğün nerede bittiğini ve başkalarının kişilik haklarına tecavüzün nerede başladığını belirlemek önemlidir. Bu ayrım, özellikle eleştiri hakkı, kaba sözler ve beddua gibi kavramlarla hakaret arasındaki ince çizgide yatmaktadır.

İfade Özgürlüğü ve Sınırları

İfade özgürlüğü, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) gibi temel hukuk metinleriyle güvence altına alınmış, demokratik toplumların olmazsa olmaz bir unsurudur. Bu özgürlük, sadece toplum tarafından genel kabul gören, zararsız veya lehte olan fikirlerin değil, aynı zamanda devleti veya toplumun bir kesimini "rahatsız edici, şoke edici veya aykırı" gelen düşüncelerin de açıklanmasını, yayılmasını ve başkalarıyla paylaşılmasını kapsar. Ancak, ifade özgürlüğü sınırsız bir hak değildir. Başkalarının hak ve özgürlükleri, özellikle de onur, şeref ve saygınlık gibi kişilik hakları, ifade özgürlüğünün meşru sınırlarını oluşturur. Dolayısıyla, bir düşünceyi açıklama hakkı, bir başkasına hakaret etme özgürlüğü anlamına gelmez.

Hakaret ile Eleştiri Ayrımı

Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, eleştiri ile hakaret arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Eleştiri, temel olarak bir düşünce açıklaması olup, bir kişi, olay veya durumu olumlu ya da olumsuz yönleriyle değerlendirmeyi amaçlar ve doğrudan kişilik değerlerine bir saldırı içermez. Hakaret ise, kişinin onur, şeref ve saygınlığını zedelemeyi, onu küçük düşürmeyi hedefler.

Eleştirinin dili sert olabilir; kullanılan ifadeler keskin ve hatta kırıcı olabilir. Ancak eleştiri, kaba, aşağılayıcı, sövme niteliğinde veya küçük düşürücü bir üsluba büründüğünde, ifade özgürlüğünün koruma alanından çıkarak hakaret suçunu oluşturabilir. Özellikle kamuya mal olmuş kişiler olan politikacılar, sanatçılar, sporcular ve kamu görevlileri, yaptıkları iş veya bulundukları konum nedeniyle eleştiriye daha fazla katlanma yükümlülüğü altındadırlar. Ancak bu katlanma yükümlülüğü de sınırsız değildir; eleştirinin hiçbir zaman kişinin onuruna yönelik bir saldırıya dönüşmemesi gerekir.

Ağır Eleştiri, Kaba ve Nezaketsiz Sözler, Beddua

Yargıtay kararları incelendiğinde, bazı ifadelerin nitelikleri itibarıyla hakaret suçu kapsamında değerlendirilmediği görülmektedir:

● Ağır Eleştiri: Bir kişinin eylemlerine, düşüncelerine veya performansına yönelik, sert ve hatta kırıcı olabilen ancak doğrudan kişilik haklarına saldırmayan ifadeler ağır eleştiri sayılabilir. Örneğin, bir mahkeme hakimine yönelik "dosyaları okumuyorsunuz, okumadığınız gibi biz okuduğumuz için susturmaya çalışıyorsunuz, bu rezalettir" şeklindeki sözler Yargıtay tarafından ağır eleştiri olarak kabul edilmiştir.

● Kaba ve Nezaketsiz Sözler: Toplumsal kabul görmüş nezaket kurallarına aykırı, rahatsız edici ancak kişinin onurunu doğrudan zedelemeyen ifadeler bu kategoriye girer. Örneğin, "terbiyesiz", "ahlaksız", "ukala", "siz kimsiniz lan" gibi ifadeler Yargıtay tarafından genellikle kaba söz olarak nitelendirilmiş ve hakaret suçunu oluşturmadığı kabul edilmiştir.

● Beddua: Bir kişi hakkında kötü dileklerde bulunmak, başına kötü bir şey gelmesini temenni etmek anlamına gelen beddualar da Yargıtay içtihatlarında genellikle hakaret suçu olarak görülmez. "Allah belanı versin", "Allahından bul" gibi ifadeler bu kapsamdadır. Ancak, bazı kaynaklar bedduanın suç sayılabilmesi için muhatabın onur ve haysiyetini zedeleyecek şekilde aşağılayıcı bir nitelik taşıması gerektiğini belirtmektedir.

Bu ayrımlar her zaman keskin çizgilerle yapılamayabilir. Bir ifadenin "kaba söz" mü, "ağır eleştiri" mi yoksa "hakaret" mi olduğu, ifadenin kullanıldığı bağlam, taraflar arasındaki ilişki, söyleniş biçimi ve toplumun genel değer yargıları gibi birçok faktöre bağlı olarak değişebilir. Yargıtay'ın da "somut olayın özelliklerine göre" değerlendirme yapması, bu esnekliği ve takdir yetkisinin önemini göstermektedir. Bu durum, benzer ifadelerin farklı davalarda farklı sonuçlar doğurabileceği anlamına gelir ve vatandaşların hangi ifadelerinin suç teşkil edip etmeyeceği konusunda tam bir hukuki öngörülebilirliğe sahip olmasını zorlaştırarak "gri alanlar" yaratabilir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Kararlarının Etkisi

AİHM, ifade özgürlüğünü demokratik toplumların temeli olarak görmekte ve bu özgürlüğe oldukça geniş bir koruma alanı tanımaktadır. Özellikle kamuyu ilgilendiren konulardaki tartışmalar, politikacıların ve kamu görevlilerinin eylem ve söylemlerine yönelik eleştiriler söz konusu olduğunda, AİHM'nin tolerans eşiği daha yüksektir. AİHM, maddi olgulara ilişkin açıklamalar ile değer yargıları arasında bir ayrım yapar; maddi olguların ispatı mümkünken, değer yargılarının (eleştirilerin) ispatının beklenemeyeceğini, aksi durumun ifade özgürlüğünün özünü zedeleyeceğini belirtir. AİHM kararları, Türk hukuk sistemini ve Yargıtay içtihatlarını da etkilemekte, ulusal mahkemeler üzerinde bir "standart yükseltme" baskısı yaratmaktadır. Bu etkileşim, uzun vadede, hakaret suçunun kapsamının daraltılması ve ifade özgürlüğünün, özellikle kamu yararı taşıyan eleştirilerde, daha güçlü bir şekilde korunması yönünde bir evrime işaret edebilir. Ancak bu, yavaş ve zaman zaman çelişkili olabilen bir süreçtir.

5. Sosyal Medyada Etkileşimler ve Hukuki Sorumluluk

Sosyal medya platformları, sadece içerik oluşturma ve paylaşma değil, aynı zamanda başkalarının içerikleriyle etkileşimde bulunma imkânı da sunar. "Beğenme (like)", "yeniden paylaşma (retweet/share)" veya "alıntılama (quote tweet)" gibi eylemler, kullanıcıların sıkça başvurduğu etkileşim biçimleridir. Ancak, hakaret içeren bir içerikle bu şekilde etkileşime girmenin hukuki sonuçları olup olmadığı önemli bir tartışma konusudur.

Hakaret İçeren Bir Paylaşımı "Beğenmek" (Like):

Yargıtay'ın genel eğilimi, bir sosyal medya paylaşımını salt "beğenme" eyleminin, o içeriğin yeniden yayılmasına veya başkalarına aktif olarak aktarılmasına neden olmadığı sürece, tek başına hakaret suçunu oluşturmayacağı yönündedir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin bir kararında, hakaret içerikli bir gönderinin beğenilmesinin, internette paylaşılmadığı veya başkalarına aktarılmadığı takdirde hakaret suçunu oluşturmayacağı, kişisel bir değerlendirme veya o anki bir tepki olarak kabul edilebileceği belirtilmiştir.

Ancak, bazı kaynaklarda "hakaret içeren paylaşımın beğenilmesi, suçun özgün bir şekli olarak kabul edilir... içeriği benimseme ve onaylama anlamına gelebilir" şeklinde ifadelere rastlanmaktadır. Yargıtay'ın ceza daireleri arasında veya farklı zamanlarda verilmiş kararlarda farklılaşmalar olabileceği veya somut olayın özelliklerine göre farklı değerlendirmeler yapılabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Mevcut içtihatlar ışığında, baskın ve daha güncel görüş, "beğenme" eyleminin tek başına, içeriği yayma kastı veya eylemi olmadıkça, hakaret suçuna iştirak veya suçun işlenmesi olarak kabul edilmediği yönündedir.

Hakaret İçeren Bir Paylaşımı "Yeniden Paylaşmak" (Retweet/Share) veya "Alıntılamak" (Quote Tweet):

"Beğenme" eyleminin aksine, hakaret içeren bir içeriği "yeniden paylaşmak" (örneğin Twitter'da retweet etmek veya Facebook'ta paylaşmak) Yargıtay tarafından daha farklı değerlendirilmektedir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi, hakaret içeren bir tweet'in "retweet" edilmesinin, içeriğin yayılmasına aktif olarak katkıda bulunduğu ve o içeriğin benimsendiği anlamına gelebileceği gerekçesiyle hakaret suçunu oluşturabileceğine hükmetmiştir. Benzer şekilde, daha önce paylaşılmış olan hakaret içerikli bir iletiyi kendi rızasıyla paylaşan kişinin de hakaret suçunu işlemiş olacağı kabul edilmektedir.

Bu tür eylemler, orijinal hakareti yeniden üretmek, sahiplenmek ve daha geniş kitlelere ulaştırmak olarak değerlendirilebilir. Bir kullanıcı hakaret içeren bir içeriği retweet ettiğinde veya paylaştığında, sadece kendi görüşünü belirtmiş olmaz, aynı zamanda o hakaretin daha fazla kişiye ulaşmasına aktif olarak aracılık etmiş sayılır. Sosyal medya platformlarının algoritmaları da bu yayılma etkisini teknik olarak destekler; bir içeriğin retweet edilmesi veya paylaşılması, o içeriğin kişinin kendi takipçi ağına ve potansiyel olarak çok daha geniş kitlelere yayılmasına doğrudan hizmet eder. Bu durum, failin "yayma iradesi" olarak yorumlanabilir ve cezai sorumluluğun temelini oluşturabilir.

"Alıntılayarak paylaşım" (quote tweet) durumunda ise, kişinin alıntılanan hakaret içerikli paylaşıma eklediği kendi yorumu da ayrıca değerlendirilir. Eğer eklenen yorum, alıntılanan hakareti destekliyor, pekiştiriyor veya ona katılıyorsa, kişinin sorumluluğu doğabilir.

Sonuç olarak, sosyal medya kullanıcılarının bir içeriği "beğenmek" ile "retweetlemek/paylaşmak" arasında önemli bir hukuki fark olduğunu bilmeleri gerekir. Retweet veya paylaşım, içeriğin sorumluluğunu üstlenmek ve yayılmasına katkıda bulunmak anlamına gelebilir ve bu da hakaret suçundan dolayı cezai sorumluluk doğurabilir. Kullanıcılar için en güvenli yol, şüpheli veya hakaret içerikli olduğu düşünülen içeriklerle bu şekilde aktif etkileşime girmekten kaçınmaktır.

6. Sosyal Medyada Hakarete Maruz Kalanların Hakları ve İzleyebileceği Yollar Şikâyet Hakkı, Süresi ve Usulü

Hakaret suçu, Türk Ceza Kanunu'na göre takibi şikâyete bağlı suçlardandır. Bu, suçun soruşturulması ve kovuşturulması için mağdurun yetkili makamlara başvurarak şikayetçi olması gerektiği anlamına gelir. Ancak, hakaretin kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi gibi bazı nitelikli hallerde şikâyet aranmaksızın re'sen soruşturma yapılabilir.

Şikâyet süresi, mağdurun hem hakaret fiilini hem de bu fiili işleyen kişiyi (faili) öğrendiği tarihten itibaren 6 aydır. Bu süre hak düşürücü bir süredir. Özellikle anonim hesaplardan yapılan hakaretlerde, mağdur faili hemen bilemeyebilir. Bu durumda 6 aylık süre, failin kimliğinin öğrenildiği andan itibaren işlemeye başlar. Ancak, mağdurun hakareti fark ettiği an "fiili" öğrenmiş sayılacağı ve failin kimliğini öğrenme sürecinin ayrı işleyeceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle, mağdurun hakareti fark eder etmez, fail bilinmese dahi, delilleriyle birlikte şikâyette bulunarak failin araştırılmasını talep etmesi en doğru yoldur. Aksi takdirde, fail tespit edilse bile, fiilin öğrenilmesinden itibaren geçen süre nedeniyle şikâyet hakkının düşmesi riskiyle karşılaşılabilir.

Delillerin Toplanması ve Önemi

Sosyal medyada işlenen hakaret suçlarında delillerin doğru ve hızlı bir şekilde toplanması, davanın seyri açısından hayati önem taşır. Çünkü dijital deliller kolayca silinebilir veya değiştirilebilir. Toplanması gereken başlıca deliller şunlardır:

● Ekran Görüntüleri: Hakaret içeren paylaşımın, yorumun veya mesajın tamamını, paylaşımın yapıldığı tarihi, saati, paylaşımı yapan hesabın kullanıcı adını ve profil bilgilerini, ayrıca mümkünse paylaşımın URL (internet adresi) bilgisini açıkça gösterecek şekilde ekran görüntüsü alınmalıdır.

● Noter Tespiti: Elde edilen ekran görüntüleri veya dijital içerikler, hukuki geçerliliklerini artırmak ve delilin değiştirilmediğini kanıtlamak amacıyla noter aracılığıyla tespit ettirilebilir. Bu, özellikle ileride delillerin inkâr edilmesi durumunda güçlü bir kanıt oluşturur.

● Tanık Beyanları: Eğer hakaret aleni bir şekilde yapılmışsa ve başkaları tarafından da görülmüş veya duyulmuşsa, bu kişilerin tanıklıklarına başvurulabilir.

● Diğer Dijital Kayıtlar: Hakaret içeren ses kayıtları, videolar veya diğer dijital materyaller de muhafaza edilmelidir.

Anonim veya Sahte Hesaplar Üzerinden İşlenen Hakaret Suçları

Sosyal medyada hakaretler sıklıkla anonim veya sahte hesaplar kullanılarak işlenmektedir. Failin kimliğinin başlangıçta bilinmemesi, şikâyette bulunmaya engel değildir. Mağdurun şikâyeti üzerine Cumhuriyet Savcılığı, siber suçlarla mücadele birimleri aracılığıyla soruşturma başlatır. Bu soruşturma kapsamında, ilgili sosyal medya platformundan (örneğin Twitter/X, Facebook, Instagram) hakaret içeren paylaşımı yapan hesabın IP (Internet Protocol) adresi, log kayıtları ve varsa üyelik bilgileri talep edilir. IP adresi, internete bağlanan her cihaza atanan benzersiz bir numaradır ve genellikle internet servis sağlayıcısı (İSS) tarafından kayıt altında tutulur. Savcılık, tespit edilen IP adresinin hangi kullanıcıya ait olduğunu belirlemek için İSS'ye müzekkere yazar. Ancak bu süreç, özellikle failin VPN (Virtual Private Network) gibi kimlik gizleyici teknolojiler kullanması veya sosyal medya platformunun yurtdışı merkezli olması ve bilgi paylaşımında yavaş davranması gibi nedenlerle zaman alıcı ve karmaşık olabilir. Yurtdışı merkezli platformlardan bilgi temini, uluslararası adli yardımlaşma usullerini gerektirebilir ki bu da süreci daha da uzatabilir. Buna rağmen, adli bilişim uzmanlarının desteği ve titiz bir soruşturma ile birçok vakada faile ulaşmak mümkün olabilmektedir.

Uzlaştırma Kurumunun Rolü

Hakaret suçları, TCK m. 125/1 (basit hakaret), m. 125/3-b (kişinin dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından veya mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı hakaret) ve m. 125/3-c (kişinin mensup olduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle hakaret) bentlerinde düzenlenen halleriyle uzlaştırma kapsamındadır. TCK m. 125/2 kapsamında sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenen hakaret suçları ise Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 253/3 maddesi uyarınca uzlaştırma kapsamında değildir. Soruşturma aşamasında, savcılık dosyayı uzlaştırma bürosuna gönderir ve bir uzlaştırmacı görevlendirilir. Uzlaştırmacı, tarafları (mağdur ve faili) bir araya getirerek veya ayrı ayrı görüşerek aralarında bir anlaşma sağlamaya çalışır. Anlaşma sağlanması durumunda (örneğin failin özür dilemesi, manevi tazminat ödemesi vb.), soruşturma dosyası genellikle takipsizlik kararıyla sonuçlanır ve ceza davası açılmaz.

Maddi ve Manevi Tazminat Davası Açma Hakkı

Hakarete maruz kalan kişi, ceza davası sürecinden bağımsız olarak veya ceza davasıyla birlikte, kişilik haklarına yapılan saldırı nedeniyle hukuk mahkemelerinde maddi ve manevi tazminat davası açma hakkına da sahiptir. Manevi tazminat, uğranılan onur kırıklığı, elem, üzüntü ve itibar kaybının bir nebze de olsa giderilmesini amaçlar. Tazminat miktarı, hakaretin ağırlığına, yaygınlığına, mağdurun sosyal ve ekonomik durumuna, failin kusur derecesine ve olayın diğer özelliklerine göre mahkeme tarafından takdir edilir.

7. Sosyal Medya Platformları ve Servis Sağlayıcıların Rolü

Sosyal medyada işlenen hakaret suçlarıyla mücadelede, bireysel kullanıcıların yanı sıra internet ortamındaki aktörler olan sosyal medya platformları, içerik sağlayıcılar, yer sağlayıcılar ve erişim sağlayıcıların da belirli rolleri ve sorumlulukları bulunmaktadır. Bu sorumluluklar, büyük ölçüde 5651 Sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun" ile düzenlenmiştir. 5651 Sayılı Kanun, internet ortamındaki yayıncılığı düzenleyerek, bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele etmeyi amaçlar. Kanun, temel olarak şu aktörleri tanımlar ve sorumluluklarını belirler:

● İçerik Sağlayıcı: İnternet ortamı üzerinden kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten, değiştiren ve sağlayan gerçek veya tüzel kişilerdir. İçerik sağlayıcı, kendi ürettiği ve yayınladığı içerikten doğrudan sorumludur.

● Yer Sağlayıcı: İçerik sağlayıcılara internet ortamında içeriklerini barındırmaları için yer (hosting) hizmeti sunan gerçek veya tüzel kişilerdir. Yer sağlayıcılar, genellikle kendi barındırdıkları içerikten doğrudan sorumlu tutulmazlar; ancak, hukuka aykırı bir içerikten haberdar edilmeleri (örneğin bir mahkeme kararı veya yetkili bir merciin uyarısı ile) ve bu içeriği kaldırmamaları durumunda sorumlulukları doğabilir. Yer sağlayıcıların, hukuka aykırı içeriği yayından çıkarma yükümlülüğü bulunmaktadır.

● Erişim Sağlayıcı: Kullanıcılarına internet ortamına erişim olanağı sağlayan (örneğin internet servis sağlayıcıları - İSS) gerçek veya tüzel kişilerdir. Erişim sağlayıcılar da genellikle ilettikleri içerikten sorumlu değildirler; ancak mahkeme kararıyla verilen erişim engelleme kararlarını uygulamakla yükümlüdürler.

● Sosyal Ağ Sağlayıcı: 5651 Sayılı Kanun'a sonradan eklenen düzenlemelerle, özellikle Türkiye'den günlük erişimi 1 milyondan fazla olan yurtiçi veya yurtdışı kaynaklı sosyal medya platformları (Facebook, Twitter/X, Instagram, YouTube, TikTok vb.) "sosyal ağ sağlayıcı" olarak tanımlanmış ve bunlara özel yükümlülükler getirilmiştir. Bu yükümlülüklerin başında, Türkiye'de bir temsilci belirleyip bildirme zorunluluğu gelmektedir. Bu temsilci, adli ve idari makamlardan gelen tebligatları almak, kişiler tarafından yapılan başvuruları yanıtlamak ve içeriğin çıkarılması/erişimin engellenmesi kararlarını uygulamakla görevlidir.

Mağdurlar, hakaret içeren bir paylaşımla karşılaştıklarında, öncelikle ilgili sosyal medya platformunun kendi şikâyet mekanizmalarını kullanarak içeriğin kaldırılmasını talep edebilirler. Sosyal ağ sağlayıcıların, bu tür başvurulara belirli süreler içinde (genellikle 48 saat) yanıt verme ve gerekçeli karar bildirme yükümlülüğü bulunmaktadır. Eğer platform talebi reddeder veya yanıtsız bırakırsa ya da içerik bir mahkeme kararıyla hukuka aykırı bulunursa, mağdurlar Sulh Ceza Hakimliğine başvurarak içeriğin kaldırılmasını veya erişimin engellenmesini talep edebilirler. Mahkeme kararlarının sosyal ağ sağlayıcılar tarafından 24 saat içinde yerine getirilmesi beklenir.

5651 Sayılı Kanun ve özellikle sosyal ağ sağlayıcılara getirilen yükümlülükler (temsilci atama, içerik kaldırma taleplerine hızlı yanıt verme, BTK'ya periyodik rapor sunma, Türkiye'deki kullanıcıların verilerini Türkiye'de barındırma yönünde tedbir alma gibi), devletin dijital alandaki düzenleme ve denetleme yetkisini pekiştirme ve vatandaşların kişilik haklarını daha etkin koruma amacını taşımaktadır. Ancak bu düzenlemelerin, ifade özgürlüğü üzerinde "caydırıcı bir etki" (chilling effect) yaratma potansiyeli de tartışılmaktadır. Sosyal medya platformları, kendilerine yönelik idari para cezaları veya bant genişliğinin daraltılması gibi ciddi yaptırımlardan kaçınmak amacıyla, içerik kaldırma taleplerini değerlendirirken aşırı ihtiyatlı davranarak, aslında hukuka uygun olan meşru eleştirileri veya farklı görüşleri dahi kaldırma yoluna gidebilirler. Bu durum, kişilik haklarını koruma amacı güden düzenlemelerin, dolaylı yoldan ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı bir sonuç doğurabileceği endişesini beraberinde getirmektedir. Bu nedenle, kanunun uygulanmasında kişilik haklarının korunması ile ifade özgürlüğü arasında hassas bir denge gözetilmesi büyük önem arz etmektedir.

Ayrıca, popüler sosyal medya platformlarının çoğunun yurtdışı merkezli olması ve farklı ülke yasalarına tabi olmaları, Türk makamlarının hukuka aykırı içeriklere müdahale etme ve özellikle anonim faillerin tespiti konusundaki taleplerinin yerine getirilmesinde pratik zorluklar yaratmaya devam etmektedir. Temsilci atama zorunluluğu, bu sorunu bir ölçüde çözerek Türk makamlarına doğrudan bir muhatap sunmayı amaçlasa da, uluslararası adli iş birliği süreçleri ve platformların kendi iç politikaları ile merkezlerinin bulunduğu ülkelerin yasal düzenlemeleri hala belirleyici olmaktadır. Özellikle ifade özgürlüğü standartlarının farklı olduğu durumlarda, platformlar bilgi paylaşımı veya içerik kaldırma taleplerine direnebilir. Bu durum, sosyal medyada hakaretle mücadelenin sadece ulusal yasalarla değil, aynı zamanda etkin uluslararası diplomasi, karşılıklı hukuki yardım anlaşmalarının güçlendirilmesi ve sosyal medya platformlarıyla doğrudan ve yapıcı bir diyalog kurulması yoluyla da yürütülmesi gerektiğini göstermektedir.

Kategori: Bilişim Hukuku
Etiketler: Yapay Zeka Hukuk Asistanı, Hukuk Veri Kütüphanesi, Hukuki Araştırmalar, Bilişim Hukuku, Ceza Hukuku, Sosyal Medya Hukuku, 5651 Sayılı Kanun, Kişilik Haklarının Korunması
LegalMind Logo
Copyright © 2026 LegalMind.
Tüm hakları saklıdır.
LegalMind Logo Band
Kurumsal