YAPAY ZEKÂ TARAFINDAN ÜRETİLEN ESERLERİN TELİF HAKKI DURUMU
I. Giriş: Yaratıcılığın ve Telif Hakkının Yeni Sınırı
A. Üretken Yapay Zekânın Yükselişi ve Yaratıcı Endüstriler Üzerindeki Etkisi
Yapay zekâ, "dijital bir bilgisayarın veya bilgisayar kontrollü bir robotun akıllı varlıklarla yaygın olarak ilişkili görevleri yerine getirme yeteneği" olarak tanımlanmaktadır. Son yıllarda, özellikle üretken yapay zekâ (generative AI) alanındaki gelişmeler, bu tanımın ötesine geçerek yaratıcılık kavramını yeniden şekillendirmektedir. ChatGPT, DALL-E ve Midjourney gibi üretken yapay zekâ araçları, sofistike metinler, görseller ve müzikler üretebilme kapasiteleriyle dikkat çekmektedir. Bu araçların hızla gelişmesi ve erişilebilirliğinin artması, yaratıcı içeriğin üretilme biçimlerini kökten değiştirmekte ve mevcut telif hakkı çerçevelerinin uygulanabilirliği konusunda temel soruları gündeme getirmektedir. Bu teknolojik değişim, geleneksel yazarlık ve yaratıcılık anlayışlarına meydan okumaktadır.
Bu hızlı teknolojik ilerleme ile yasal düzenlemelerin adaptasyon hızı arasında belirgin bir uyumsuzluk gözlemlenmektedir. Yapay zekâ teknolojisi, özellikle üretken modeller, benzeri görülmemiş bir hızla evrilirken, telif hakkı hukuku gibi yasal çerçeveler geleneksel olarak daha yavaş, içtihat hukuku ve yasama süreçleri yoluyla adapte olmaktadır. Bu durum, "hız problemi" olarak adlandırılabilecek önemli bir soruna yol açmakta; hukuk, teknolojik yeteneklere ayak uydurmakta zorlanmakta, bu da yasal belirsizliğe ve koruma ya da düzenlemede potansiyel boşluklara neden olmaktadır. Bu belirsizlik, hem yapay zekâ geliştirme hem de yaratıcı endüstrilerdeki yatırımları etkilemektedir, zira paydaşlar net yasal kılavuzlar olmaksızın faaliyet göstermektedir. Aynı zamanda, mevcut tartışmaların çoğunun, eski ilkelerin yeni ve genellikle tam uymayan senaryolara uygulanmasına dayanması anlamına gelmektedir.
B. Temel Soru: Yapay Zekâ Tarafından Üretilen Eserler Telif Hakkıyla Korunabilir mi?
Temel mesele, yapay zekâ tarafından veya önemli ölçüde yapay zekâ katılımıyla oluşturulan eserlerin, geleneksel olarak insan yazarlığı ve özgünlük gerektiren telif hakkı koruması için yasal kriterleri karşılayıp karşılamadığı etrafında dönmektedir. Bu, yalnızca teknik bir hukuki soru olmanın ötesinde, yaratıcılar, yapay zekâ geliştiricileri ve kamu malı için önemli ekonomik ve kültürel sonuçları olan bir konudur.
Yapay zekânın yükselişi, yalnızca hukuki tanımları değil, aynı zamanda "yaratıcılık" ve "yazarlık" kavramlarının toplumsal olarak yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Yapay zekâ, estetik açıdan karmaşık ve yeni çıktılar üretebilirken, telif hakkı hukuku tarihsel olarak insan merkezli yaratıcılık ve yazarlık kavramlarına dayanmaktadır. Bu durum, yaratıcılığın yalnızca insana özgü bir özellik mi olduğu, yoksa algoritmik olarak da ortaya çıkıp çıkamayacağı gibi daha geniş bir toplumsal ve felsefi sorgulamayı beraberinde getirmektedir. Yasal tanımların bu gelişen toplumsal anlayışların gerisinde kalması muhtemel olsa da, tartışmanın kendisi gelecekteki yasal reformları ve yargı yorumlarını etkileyecektir. Bu aynı zamanda, insan tarafından üretilen yaratıcı çalışmalara kıyasla makine tarafından üretilenlere verilen değeri de etkilemektedir.
II. Yapay Zekâ Çağında Temel Telif Hakkı İlkeleri
A. Geleneksel Telif Hakkı Hukukunda "Eser" ve "Eser Sahibi" Kavramları
Telif hakkı hukuku, "özgün eserleri" korur. Bir "eser sahibi", geleneksel olarak yaratıcı kontrolü elinde bulunduran bir insan olarak anlaşılır. Türk hukukunda, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) uyarınca "eser sahibi" ancak gerçek bir kişi olabilir. Bu temel ilkeler, yapay zekâ tarafından üretilen içeriğin değerlendirildiği zemini oluşturur. İnsan bir eser sahibinin gerekliliği, tamamen yapay zekâ tarafından üretilen çıktılar için önemli bir engel teşkil etmektedir.
B. İnsan Eser Sahipliğinin Vazgeçilmez Rolü
Amerika Birleşik Devletleri Telif Hakkı Ofisi (USCO), telif hakkı korumasının insan eseri sahipliği gerektirdiğini ve insan müdahalesi olmaksızın tamamen yapay zekâ tarafından üretilen materyallere uzanmadığını defalarca teyit etmiştir. Avrupa Birliği (AB) de genel olarak bir eserin "eser sahibinin kendi entelektüel yaratımı" olmasını gerektirir, bu da insan katılımını ima eder. Doğal hukuk teorisi de yaratıcılığın ve telif hakkının yalnızca insanlara özgü olduğunu varsayar. Bu ilke, yapay zekâ tarafından otonom olarak üretilen eserlerin genellikle telif hakkıyla korunamamasının temel nedenidir. Odak noktası, eserin "ifade edici unsurlarının" kaynağıdır.
"İnsan eseri sahipliği" gerekliliği, bir bekçi görevi görerek, eğer çok katı bir şekilde uygulanırsa belirli yapay zekâ yeniliklerini potansiyel olarak engelleyebilir. Büyük yargı bölgelerinin tümünde insan eseri sahipliği şartının sürekli olarak vurgulandığı gözlemlenmektedir. Yapay zekâ sistemleri, minimal veya en azından geleneksel olmayan insan girdisiyle (örneğin, basit bir komut istemiyle detaylı bir görüntü oluşturulması gibi) karmaşık ve yeni çıktılar üretebilmektedir. "İnsan eseri sahipliği" kavramının katı bir yorumu, yapay zekâ tarafından üretilen büyük miktarda içeriğin, karmaşıklığına veya ticari değerine bakılmaksızın kamu malı haline gelmesi anlamına gelebilir. Bu durum, geleneksel telif hakkı ilkelerini desteklese de, eğer hiçbir fikri mülkiyet koruması mevcut değilse, belirli türdeki yapay zekâ güdümlü içerik oluşturma yatırımlarını caydırabilir. Aynı zamanda, Birleşik Krallık'ın Telif Hakkı, Tasarımlar ve Patentler Yasası'nda (CDPA) olduğu gibi, bu düzenlemeler yapay zekâ geliştiricisi veya komut istemini giren kişi tarafından yapıldığında "eserin yaratılması için gerekli düzenlemeleri" nasıl ödüllendireceği konusunda soruları gündeme getirmektedir.
C. Özgünlüğün Telif Hakkı Korumasının Temel Taşı Olması
Bir eserin telif hakkıyla korunabilmesi için "özgün" olması gerekir. Özgünlük genellikle, eserin yazar tarafından bağımsız olarak yaratıldığı ve en azından minimal düzeyde bir yaratıcılık içerdiği anlamına gelir. AB'de bu genellikle, eserin yazarın "kendi entelektüel yaratımı" olması, "kişisel bir dokunuşunu" ve "özgür ve yaratıcı seçimlerini" yansıtması şeklinde ifade edilir. Bilgisayar programları için özgünlük daha basit bir şekilde değerlendirilebilir ve programın başkasından kopyalanmamış olması yeterli görülebilir. Yapay zekâ söz konusu olduğunda, soru, insan girdisinin (örneğin komut istemleri, seçim, düzenleme) ortaya çıkan eserin veya bunun bölümlerinin telif hakkı korumasını gerektirecek yeterli özgünlüğü gösterip göstermediğidir.
Yapay zekânın yaratıcı yetenekleri karşısında "özgünlük" standardının evrimi dikkat çekicidir. Özgünlük, "minimal düzeyde bir yaratıcılık" veya "özgür ve yaratıcı seçimler" gerektirir. Kullanıcılar, yapay zekâ ile komut istemleri, parametre ayarları ve küratöryel seçimler yoluyla etkileşime girer. Yapay zekâ daha sonra eğitim verilerine ve algoritmalarına dayanarak içerik üretir. Hukuki zorluk, kullanıcının girdisinin ve yapay zekâ çıktısına yaptığı sonraki değişikliklerin özgünlük eşiğini karşılayıp karşılamadığını belirlemekte yatmaktadır. Son derece ayrıntılı ve yaratıcı bir komut istemi kendiliğinden özgün bir eser midir, yoksa yalnızca korunamayan bir fikir midir? Mahkemeler ve telif hakkı ofisleri bu çizgiyi nerede çekecekleri konusunda mücadele etmektedir. Bu, her bir vakanın ayrı ayrı değerlendirilmesini gerektirir, bu da yapay zekâ araçlarını kullanan yaratıcılar için belirsizlik yaratır. Aynı zamanda, eğer koruma arıyorlarsa, kullanıcıların yapay zekâ ile etkileşimlerinin niteliğinin telif hakkı açısından kritik olacağı anlamına gelir ve onları daha önemli yaratıcı müdahaleye yönlendirir. USCO'nun "sadece komut istemi sağlamanın" yetersiz olduğu yönündeki tutumu bunu vurgulamaktadır.
III. Küresel Manzarada Gezinme: Yapay Zekâ Tarafından Üretilen Eserlerin Telif Hakkı Durumu
A. Amerika Birleşik Devletleri: İnsan Yaratıcılığı Standart Olarak
Amerika Birleşik Devletleri Telif Hakkı Ofisi (USCO), telif hakkının "yalnızca insan yaratıcılığının ürünü olan materyali" koruduğunu teyit etmektedir. Üretken yapay zekânın çıktıları, yalnızca bir insan yazarın yeterli ifade edici unsurları belirlediği durumlarda korunabilir. Sadece komut istemi sağlamak yetersizdir. Başvuru sahipleri, yapay zekâ tarafından üretilen içeriği beyan etmelidir. USCO'nun yaklaşımı, "insan yaratıcılığının merkeziliğini" vurgulamaktadır. Yapay zekâ yardımcı bir araç olarak kullanılabilir, ancak yaratıcı seçimler bir insandan kaynaklanmalıdır.
"Zarya of the Dawn" davası bu duruşu örneklemektedir. Bu davada USCO, bir grafik romandaki yapay zekâ tarafından üretilen görseller için telif hakkı korumasını reddetmiş, bunların insan eseri olmadığını belirtmiş, ancak insan tarafından yazılan metin ve unsurların düzenlenmesinin tescil edilebilir olduğunu kabul etmiştir. Bu dava, yapay zekânın ifade edici unsurları belirlediği yapay zekâ tarafından üretilen görsellerin telif hakkıyla korunamayacağını göstermektedir. İnsan yazarın katkısı ayırt edici ve yaratıcı olmalıdır
B. Avrupa Birliği: "Eser Sahibinin Kendi Entelektüel Yaratımı" ve Yapay Zekâ Yasası
Avrupa Birliği telif hakkı hukuku (örneğin, Infopaq C-5/08 davası) genel olarak bir eserin "eser sahibinin kendi entelektüel yaratımı" olmasını, "özgür ve yaratıcı seçimleri" ve "kişisel katkısını" yansıtmasını gerektirir. Tamamen yapay zekâ tarafından üretilen eserler genellikle telif hakkı için uygun değildir. Yapay zekâ destekli eserler, bu kriterleri karşılarlarsa korunabilirler. AB standardı, ABD'ye benzer şekilde, insan entelektüel girdisini vurgular. Yapay zekâ tarafından üretilen ve yapay zekâ destekli ayrımı hayati önem taşımaktadır.
AB Yapay Zekâ Yasası, içeriğin yapay Zekâ tarafından üretildiğinin açıklanması ve yapay zekâ modellerini eğitmek için kullanılan telif hakkıyla korunan materyallerin beyan edilmesi gibi şeffaflık yükümlülükleri getirmektedir. Ayrıca yapay zekâ sistemlerini riske göre sınıflandırmaktadır. Doğrudan bir telif hakkı yasası olmasa da, Yapay Zekâ Yasası, eğitim verileri ve yapay zekâ üretimi hakkında şeffaflığı zorunlu kılarak telif hakkı tartışmalarını ve uygulamasını etkileyebilecek çıkarımlara sahiptir.
C. Birleşik Krallık: "Bilgisayar Tarafından Üretilen Eserler"e Benzersiz Bir Yaklaşım
Birleşik Krallık'ın 1988 tarihli Telif Hakkı, Tasarımlar ve Patentler Yasası'nın (CDPA) 9(3) Bölümü, "bilgisayar tarafından üretilen" bir edebi, dramatik, müzikal veya sanatsal eser için (Yasanın 178. Bölümünde, eserin insan bir yazarının bulunmadığı durumlarda bir bilgisayar tarafından üretilen olarak tanımlanır) yazarın "eserin yaratılması için gerekli düzenlemeleri yapan kişi" olduğunu belirtir. Telif hakkı 50 yıl sürer ve manevi haklar uygulanmaz. Bu hüküm benzersizdir ve modern üretken yapay zekâdan önce gelmektedir. Mevcut yapay zekâya uygulanabilirliği tartışmalıdır. Erken dönem bilgisayar sistemlerinin çıktıları için ticari kesinlik sağlamak amacıyla tasarlanmıştır. Mahkemeler, mümkün olan her yerde insan eseri sahipliği bulmayı tercih ederek bu hükmü uygulamaktan çekinmiştir. Birleşik Krallık hükümeti bu hükmün geçerliliğini gözden geçirmektedir.
D. Türk Hukuku: İnsan Katkısının Zorunluluğu (FSEK)
Türk Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) uyarınca, bir "eser sahibi" gerçek bir kişi olmalıdır. Yapay zekâ tarafından üretilen içeriğin korunabilmesi için insan katkısı gereklidir. Bu katkı, içeriğin yönlendirilmesi, komut istemlerinin özgünlüğü veya üretim sonrası düzenleme şeklinde olabilir. Türk hukuku, telif hakkı için insan girdisi gerektiren genel ilkeyle uyumludur. Sadece "komut verme" eylemi, özgünlükten yoksunsa yeterli olmayabilir.
E. Gelişen Perspektifler: Çin ve Diğer Ülkelerden Görüşler
Bir Çin mahkemesi yakın zamanda, yapay zekâ tarafından üretilen bir resimde telif hakkını tanımış, insan yazarın komut istemi verme ve çıktıyı revize etme konusunda yeterli yaratıcılık sergilediğini tespit etmiştir. Bu karar, Çin'de potansiyel olarak daha esnek bir yaklaşıma işaret etmektedir; burada komut istemi verme ve seçim sürecindeki önemli insan girdisi, kullanıcı için telif hakkı tanınmasına yol açabilir. Ancak bu, hala gelişmekte olan bir alandır.
F. Uluslararası Anlaşmaların Etkisi (Bern Sözleşmesi, WIPO)
Bern Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmalar, genellikle insan eseri sahipliğine dayanan bir telif hakkı koruma çerçevesi sunar. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO), yapay zekâ ve telif hakkı konusundaki uluslararası tartışmalar için kilit bir forumdur. WIPO Telif Hakkı Anlaşması, dijital ortamdaki hakları ele almaktadır. Bu anlaşmalar yapay zekâ tarafından üretilen eserleri açıkça ele almasa da, temel ilkeleri (genellikle insan yazarları varsayan ulusal muamele ve asgari koruma standartları gibi) ulusal yasaları etkilemektedir. Uluslararası tartışma ihtiyacı konusunda bir fikir birliği vardır, ancak bu aşamada yeni bir uluslararası mevzuat için genel bir görüş bulunmamaktadır.
Küresel manzaraya bakıldığında, ABD, AB ve Türkiye'nin telif hakkı için insan katılımı/yaratıcılığı ihtiyacını vurguladığı görülmektedir. Ancak, yazarlık vasfını kazandıran insan girdisinin eşiği ve niteliği farklılık göstermekte veya hala tanımlanmaktadır. USCO, yalnızca komut istemlerinin yeterliliğine şüpheyle yaklaşırken, AB "özgür ve yaratıcı seçimler" aramaktadır. Çin, komut istemi ve revizyona dayalı olarak telif hakkını tanımıştır. Birleşik Krallık'ın Bilgisayar Tarafından Üretilen Eserler (CGW) hükmü ise "gerekli düzenlemelere" odaklanan farklı bir model sunmaktadır. Tamamen otonom yapay zekâ yaratımlarına karşı genel bir fikir birliği olsa da, yapay zekâ destekli bir bağlamda hangi insan eylemlerinin yazarlık kazandırdığının özellikleri, önemli bir ayrışma ve devam eden gelişme alanıdır. Bu ayrışma, küresel yaratıcılar ve yapay zekâ şirketleri için yasal belirsizlik yaratmaktadır. Ulusal yasaların nasıl evrileceğine bağlı olarak "telif hakkı cennetleri" veya "telif hakkı çölleri" oluşmasına ve uluslararası lisanslama ile uygulamayı karmaşıklaştırmasına yol açabilir.
Birleşik Krallık'ın CDPA Yasası'nın 9(3) Bölümü, insan bir yazarın yokluğunda eser sahipliği için açıkça hüküm getiren ve bunu "gerekli düzenlemeleri... yapan kişiye" atfeden benzersiz bir hükümdür. Bu hüküm 1988'de, modern üretken yapay zekâdan çok önce yürürlüğe girmiştir. Asıl amacı, erken dönem bilgisayar tarafından üretilen çıktı yatırımlarını korumaktı. Bu eski hükmün sofistike yapay zekâ çıktıları için uygun olup olmadığı konusunda önemli bir tartışma bulunmaktadır. "Düzenlemeleri yapan kişi" yapay zekâ geliştiricisi mi, komut istemini giren kullanıcı mı, yoksa başka biri mi? Mahkemeler bu hükmü geniş bir şekilde uygulamaktan çekinmiştir. Geniş bir şekilde yorumlanırsa, başka yerlerde bulunmayan yapay zekâ çıktıları için bir telif hakkı yolu sunabilir. Ancak, mevcut belirsizliği ve hükümetin gözden geçirmesi geleceğinin belirsiz olduğu anlamına gelmektedir. Bu, diğer yargı bölgelerinin benimsemediği alternatif bir felsefi yaklaşımı – yalnızca yaratıcı kıvılcımdan ziyade yatırım/başlatmaya odaklanmayı – temsil etmektedir. Bu aynı zamanda eski yasaların yeni teknolojiye uygulanmasının zorluğunu da vurgulamaktadır; hüküm yapay zekâ için "kazara" bir çerçeve olabilir veya tamamen uygunsuz olabilir.
AB Yapay Zekâ Yasası, telif hakkı yazarlık kurallarını doğrudan değiştirmese de, şeffaflık gereklilikleri aracılığıyla dolaylı bir etkiye sahiptir. Yapay zekâ tarafından üretilen içeriğin ve telif hakkıyla korunan eğitim verilerinin açıklanmasını zorunlu kılmaktadır. Telif hakkı anlaşmazlıkları genellikle kopyalamayı kanıtlamaya veya yazar katkısını belirlemeye dayanır. Bu şeffaflık gereklilikleri, telif hakkı uygulamasında ve insan ile yapay zekâ katkısının derecesini değerlendirmede önemli ölçüde yardımcı olabilir. Bir eserin yapay zekâ tarafından üretildiğini veya hangi verilerle eğitildiğini bilmek, hayati kanıtlar sunabilir. Bu, AB'yi yapay zekâ üretimi ve eğitimi hakkında daha fazla veri erişilebilir hale geldikçe, telif hakkı ve yapay zekâ konusunda daha bilinçli bir tartışma yapacak şekilde konumlandırmaktadır. Ayrıca, AB pazarında faaliyet göstermek istiyorlarsa, küresel yapay zekâ geliştiricileri için fiili bir standart belirleyebilir.
IV. Yazarlık Muamması: Yapay Zekâ Tarafından Üretilen İçeriğin Sahibi Kim?
A. Yapay Zekâ Geliştiricisi: Aracın Mimarı, Eserin Mutlaka Sahibi Değil mi?
Bazıları, yapay zekâyı tasarlayan geliştiricinin yazar olarak kabul edilebileceğini savunmaktadır. Ancak baskın görüş, bir araç (yapay zekâ) yaratmanın, o araçla belirli bir eser yaratmaktan farklı olduğudur. Bir kelime işlemci üreticisinin, yazılımıyla yazılan romanların yazarı olmaması gibi, yapay zekâ geliştiricileri de genellikle tüm çıktıların yazarı olarak görülmez. Bununla birlikte, Birleşik Krallık'ın "bilgisayar tarafından üretilen eserler" hükmü, bazı yorumlarda "düzenlemeleri" yapan kişiye (potansiyel olarak geliştiriciye) işaret edebilir.
*Nova Productions Ltd v Mazooma Games Ltd davasında, programcının CGW amaçları doğrultusunda yazar olduğuna karar verilmiştir.
B. Kullanıcı/Komut Veren: Talimattan Yaratıma Mı?
Bir kullanıcı, ayrıntılı komut istemleri, seçim veya yapay zekâ çıktısının değiştirilmesi yoluyla önemli yaratıcı girdi sağlarsa, ortaya çıkan eserin veya en azından katkıda bulunduğu telif hakkıyla korunabilir unsurların yazarı olarak kabul edilebilir. Ancak, ABD'de yalnızca basit komut istemleri sağlamak genellikle yetersizdir. Bu, merkezi bir tartışma alanıdır. Kullanıcının yaratıcı kontrolünün ve katkısının derecesi ve niteliği kilit öneme sahiptir. USCO, yapay zekâyı insan ifadesine "yardımcı olmak" için bir araç olarak kullanmak ile yapay zekânın "ifade edici seçimleri" yapması arasında ayrım yapar.
"Komut veren yazar olarak" tartışması, komutların niteliğine ve yaratıcılığına odaklanmaya başlamıştır. Başlangıçta, herhangi bir komut verenin yazar olup olamayacağı konusunda geniş bir soru vardı. USCO, "sadece komut istemi sağlamanın" yetersiz olduğunu açıklamıştır. Ancak, bazı hukuk sistemleri (örneğin, DALL-E için bir Prag mahkemesi kararı, Çin mahkemesi kararı) komutun "karmaşık bir yaratıcı talep" olduğu veya önemli bir revizyon içerdiği durumlarda yazarlığı tanımıştır. Türk hukuku da komutların "özgünlüğünü" dikkate alır. Tartışma, bir komut verenin yazar olup olamayacağından, komut verme (ve sonraki etkileşim) eyleminin hangi koşullar altında özgün, yaratıcı yazarlık düzeyine ulaştığına doğru evrilmektedir. Bu, komut verme sürecine gömülü olan özgüllük, ayrıntı, yinelemeli iyileştirme ve ifade edici seçimlerin değerlendirilmesini içerir. Bu, "komut mühendisliği" etrafında yeni bir beceri ve yasal inceleme alanına yol açabilir. Aynı zamanda, telif hakkı arayan kullanıcıların, yapay zekâ ile etkileşimlerinin yaratıcılığını, yalnızca nihai çıktıyı değil, belgelemeleri ve göstermeleri gerekeceği anlamına gelir. Bu aynı zamanda "fikir" (korunamaz) ile "ifade" (korunabilir) arasındaki sınırları da zorlamaktadır.
C. Yapay Zekânın Kendisi: İnsan Olmayan Bir Yazar Mı?
Çoğu yargı bölgesindeki mevcut telif hakkı hukuku, insan olmayanları (yapay zekâ sistemleri gibi) yazar olarak tanımaz. Yapay zekânın tüzel kişiliği yoktur. İnsan eseri sahipliği gerekliliği temel bir engeldir. Yapay zekâya yazarlık tanımak, telif hakkı hukukunun köklü bir şekilde elden geçirilmesini gerektirecektir.
D. Sözleşmesel Katmanlar: Yapay Zekâ Platformu Hizmet Şartlarının Rolü (OpenAI, Midjourney, Google vb.)
OpenAI'nin şartları, kullanıcıların oluşturdukları çıktıya sahip olduklarını ve OpenAI'nin haklarını kullanıcıya devrettiğini belirtir. Ancak, çıktılar benzersiz olmayabilir ve OpenAI (vazgeçilmediği sürece) hizmetleri iyileştirmek için girdi/çıktıyı kullanma lisansını elinde tutar. Midjourney'nin şartları, kullanıcıların oluşturdukları varlıklara sahip olduklarını belirtir, ancak istisnalar vardır (örneğin, yüksek gelirli şirketlerin varlıklarına sahip olmak için "Pro" plana abone olmaları gerekir). Midjourney'e kullanıcı içeriği için geniş bir lisans verilir. İçerik varsayılan olarak herkese açıktır. Google'ın şartları (örneğin, Gemini için), Google'ın üretilen içerik üzerinde mülkiyet iddia etmeyeceğini belirtir. Kullanıcılar, üretilen içeriğin kullanımından sorumludur.
Bu hizmet şartları, kullanıcı ile platform arasındaki ilişkiyi yönetir. Genellikle çıktının mülkiyetini kullanıcıya devrederler. Ancak, bu sözleşmesel anlaşmalar, çıktının ulusal hukuk kapsamında gerçekten telif hakkıyla korunabilir olup olmadığını belirlemez. Ayrıca yapay zekâ sağlayıcısına önemli lisanslar da verirler.
Hizmet Şartları (ToS) aracılığıyla sözleşmesel "mülkiyet" ile yasal "telif hakkıyla korunabilirlik" arasında bir boşluk bulunmaktadır. Yapay zekâ platformlarının Hizmet Şartları genellikle kullanıcının üretilen çıktıya "sahip olduğunu" belirtir. OpenAI hatta hakları kullanıcıya "devreder". Ancak, telif hakkı hukuku (örneğin, USCO rehberliği) bir eserin öncelikle telif hakkıyla korunabilir olması için insan eseri sahipliği ve özgünlük gibi kriterleri karşılaması gerektiğini dikte eder. Bir platformun bir çıktının "mülkiyetini" devretmesi, yasal telif hakkı standartlarını karşılamıyorsa o çıktıyı otomatik olarak telif hakkıyla korunabilir hale getirmez. Kullanıcı, telif hakkı koruması olmayan bir şeye "sahip olabilir". Bu, platform Hizmet Şartlarının kendilerine tam, uygulanabilir telif hakkı verdiğine inanan kullanıcılar için potansiyel bir yanlış anlaşılma yaratır. Hizmet Şartları tarafından verilen "mülkiyet", eser bağımsız olarak telif hakkıyla korunabilir değilse, öncelikle platformun kendisine karşıdır, üçüncü taraflara karşı olması gerekmez. Bu ayrım, ticari kullanım ve uygulama için hayati önem taşımaktadır.
Bazı yapay zekâ tarafından üretilen içeriğin (örneğin, Midjourney) varsayılan olarak kamuya açık olması ve bunun münhasırlık üzerindeki etkisi de önemlidir. Midjourney'nin şartları, varsayılan olarak kullanıcı içeriğinin kamuya açık ve yeniden karıştırılabilir olduğunu belirtir. Telif hakkı geleneksel olarak yazara/sahibine münhasır haklar verir. Bir kullanıcı Midjourney'nin şartları uyarınca çıktıya "sahip olsa" bile, varsayılan olarak kamuya açık ve yeniden karıştırılabilir olması, telif hakkıyla ilişkili pratik münhasırlığı önemli ölçüde kısıtlar. Bu tür platformlardaki kullanıcıların, herhangi bir münhasırlık görüntüsünü sürdürmek için aktif adımlar atmaları (örneğin, mevcutsa ve ücretliyse "gizli mod" kullanmaları) gerekebilir. Bu model, geleneksel telif hakkı beklentilerine meydan okur ve bu platformlarda üretilen içerik için daha açık, işbirlikçi (veya kaotik) bir yaratıcı ekosistemi teşvik edebilir. Aynı zamanda, bir çıktı teorik olarak telif hakkıyla korunabilir olsa bile, başkalarının kullanması ve uyarlaması için anında kamuya açık olması nedeniyle değerinin azalabileceği anlamına gelir.
V. Kritik Zorluklar ve Devam Eden Tartışmalar
A. Yapay Zekânın Eğitimi: Telif Hakkıyla Korunan Verilerin Kullanımı ve Adil Kullanım/TDM İstisnaları
Üretken yapay zekâ modelleri, genellikle internetten toplanan telif hakkıyla korunan materyaller de dahil olmak üzere büyük miktarda veri üzerinde eğitilir. Bu durum, yaratıcılardan ve hak sahiplerinden telif hakkı ihlali iddiasıyla çok sayıda davaya yol açmıştır. Yapay zekâ geliştiricileri genellikle, telif hakkıyla korunan verilerin eğitim için kullanılmasının "adil kullanım" (ABD'de) veya Metin ve Veri Madenciliği (TDM) istisnaları (AB ve Birleşik Krallık'ta) kapsamına girdiğini savunmaktadır. Bu uygulamanın yasallığı önemli bir çekişme konusudur. AB Yapay Zekâ Yasası ve önerilen ABD mevzuatı (örneğin, Üretken Yapay Zekâ Telif Hakkı Beyan Yasası), yapay zekâ eğitiminde kullanılan telif hakkıyla korunan eserlerin açıklanmasını gerektirmeyi amaçlamaktadır. Şeffaflık, hak sahiplerinin eserlerinin kullanılıp kullanılmadığını anlamaları ve potansiyel olarak ücret talep etmeleri veya haklarını uygulamaları için hayati önem taşımaktadır.
"Eğitim verileri" ikilemi, yeniliği mevcut haklarla karşı karşıya getirmekte ve "dönüştürücü kullanım" kavramının yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Yapay zekâ modelleri, genellikle telif hakkıyla korunan eserleri içeren devasa veri kümelerine ihtiyaç duyar ve yapay zekâ geliştiricileri adil kullanım/TDM iddialarında bulunur. Adil kullanım genellikle yeni kullanımın "dönüştürücü" olup olmadığına, yani orijinali sadece ikame etmek yerine yeni bir anlam veya amaç katıp katmadığına bağlıdır. Temel hukuki mücadele, bir yapay zekâ modelini eğitmenin yeterince dönüştürücü olup olmadığıdır. Yapay zekâ çıktısı yeni bir yaratım mıdır, yoksa sadece eğitim verilerinin orijinallerin pazarını zarara uğratacak şekilde bir türevi midir? Bu hukuki mücadelelerin sonucu, yapay zekâ geliştirmenin geleceğini derinden şekillendirecektir. Adil kullanımın geniş bir yorumu yapay zekâ geliştiricilerini desteklerken, daha dar bir yorum hak sahiplerini güçlendirecek, potansiyel olarak eğitim verileri için lisanslama pazarlarına yol açacak veya yapay zekâ şirketlerini yalnızca kamu malı veya açıkça lisanslanmış verileri kullanmaya zorlayacaktır. Bu aynı zamanda zorunlu lisanslama planları için çağrılara da yol açabilir.
B. Yapay Zekâ Tarafından Üretilen ve Yapay Zekâ Destekli Yaratımları Ayırt Etme: Pratik Bir Engel
Tamamen yapay zekâ tarafından üretilen içerik (genellikle telif hakkıyla korunamayan) ile yapay zekâ destekli içerik (insan katkısının kilit olduğu) arasındaki yasal ayrım hayati önem taşımaktadır. Ancak, özellikle yapay zekâ araçları yaratıcı iş akışlarına daha fazla entegre oldukça, bu çizgiyi net bir şekilde çizmek zordur. Ne kadar insan girdisi, değişikliği veya yaratıcı yönlendirmesi, yapay zekâ destekli olarak nitelendirilmek ve insan yazara telif hakkı tanımak için "yeterlidir"? Bu genellikle her bir vakanın ayrı ayrı değerlendirilmesini gerektirir.
Yapay zekâ tarafından üretilen ile yapay zekâ destekli arasındaki mükemmel ayrımın pratik imkansızlığı, açıklama zorunluluklarına ve ispat yükümlülüklerinin değişmesine yol açabilir. Yapay zekâ tarafından üretilen ile yapay zekâ destekli arasındaki çizgi belirsizdir ve insan etkileşiminin özelliklerine bağlıdır. Telif hakkı ofisleri ve mahkemeler, telif hakkıyla korunabilirlik kararları vermek için bir temele ihtiyaç duyar. Dış tarafların insan yaratıcı girdisinin düzeyini ayırt etmesinin zorluğu göz önüne alındığında, eserlerin yaratılmasında yapay zekâ kullanımının zorunlu olarak açıklanması yönünde artan bir baskı vardır (USCO uygulamasında ve AB Yapay Zekâ Yasası'nda görüldüğü gibi). Bu, eğer yapay zekâ dahil edilmişse, katkılarının kapsamını ve özgünlüğünü kanıtlama yükünü yaratıcılara kaydırabilir. Açıklama yapmamanın yasal sonuçları olabilir. Bu aynı zamanda yapay zekâ tespit teknolojilerinin geliştirilmesini de teşvik eder, ancak bunların güvenilirliği başka bir zorluktur.
C. Yapay Zekâ Doygunluğundaki Bir Dünyada Uygulama ve İhlal
Yapay zekânın kolayca içerik üretebilmesi, potansiyel olarak mevcut stilleri veya belirli eserleri taklit eden ihlal edici materyallerin patlamasıyla ilgili endişeleri artırmaktadır. Yapay zekâ tarafından üretilen içerikle yapılan ihlalden sorumluluğu atfetmek karmaşıktır: kullanıcı mı, geliştirici mi, yoksa yapay zekâ platformu mu sorumlu? İhlali tespit etmek ve sorumlu bir tarafa kadar izini sürmek daha zor hale gelmektedir. Bazı platformlar, yapay zekâ araçlarının kullanımından kaynaklanan ihlal iddialarına karşı kullanıcılara tazminat sunmaktadır (örneğin, Adobe, belirli müşteriler için OpenAI).
Platform tazminatı, ihlaldeki yasal belirsizliğe piyasa odaklı bir çözüm olarak ortaya çıkmaktadır. Yapay zekâ tarafından üretilen çıktının mevcut telif haklarını ihlal etmesi durumunda kimin sorumlu olduğu konusunda önemli bir belirsizlik bulunmaktadır. Kullanıcılar, özellikle ticari kullanıcılar, kendilerini önemli yasal riske maruz bırakan araçları benimsemekte tereddüt etmektedir. Bazı yapay zekâ platformları (Adobe, kurumsal için OpenAI gibi), araçlarının kullanımından kaynaklanan telif hakkı ihlali iddialarına karşı kullanıcılarına tazminat sunmaya başlamıştır. Bu, yasal belirsizliğe piyasa tabanlı bir yanıttır. Kullanıcı riskini azaltarak yapay zekâ araçlarının benimsenmesini teşvik edebilir. Ancak, aynı zamanda gücü ve sorumluluğu platformlarda toplar ve bu tür iddiaları karşılama konusundaki mali yeteneklerine bağlıdır. Altta yatan yasal ihlal sorununu çözmez, bunun yerine ticari riskini yönetir. Bu aynı zamanda yapay zekâ hizmet sağlayıcıları arasında rekabetçi bir farklılaştırıcı haline gelebilir.
D. Yapay Zekâ Sistemlerinde Kişisel Verilerin Korunması Hususları
Yapay zekâ sistemleri genellikle kişisel verileri de içerebilen büyük miktarda veriyi işler. Bu verilerin toplanması, saklanması ve kullanılması, özellikle rıza olmadan yapılırsa veya uygunsuz kullanılırsa gizlilik endişelerini gündeme getirir. Doğrudan bir telif hakkı sorunu olmasa da, veri gizliliği, yaratıcı içerik üretenler de dahil olmak üzere yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesi ve konuşlandırılmasında bitişik bir yasal endişedir. GDPR gibi düzenlemeler bu konuda geçerlidir.
VI. İleriye Giden Yol: Yapay Zekâ Güdümlü Bir Gelecekte Telif Hakkı Hukuku
A. Yasal Netlik ve Potansiyel Yasama Reformları İhtiyacı
Birçok uzman ve paydaş, yapay zekâ tarafından üretilen eserler, yazarlık ve sorumluluk konusunda daha fazla yasal netlik çağrısında bulunmaktadır. Bazıları mevcut yasaların yeterince esnek olduğunu öne sürerken, diğerleri güncellemelere veya yeni yasama çözümlerine ihtiyaç olduğunu görmektedir. Tartışma, yapay zekâ tarafından üretilen içerik için sui generis (kendine özgü) haklar yaratılıp yaratılmayacağını veya mevcut telif hakkı ilkelerinin uyarlanıp uyarlanmayacağını içermektedir. USCO ise şu anda yapay zekâ çıktılarının telif hakkıyla korunabilirliği konusunda yasama değişikliklerine ihtiyaç görmemektedir.
Yasa koyucuların "bekle ve gör" yaklaşımı, norm belirlemeyi mahkemelere ve özel sözleşmelere bırakma riski taşımaktadır. USCO'nun çıktıların telif hakkıyla korunabilirliği konusundaki tutumu 9 ve AB Üye Devletlerinin yeni şeffaflık yükümlülükleri konusundaki tutumu 14 gibi bazı otoriteler, şimdilik "bekle ve gör" yaklaşımını benimsemekte veya mevcut yasaların yeterli olduğuna inanmaktadır. Teknolojik gelişmeler hızlıdır ve yasal anlaşmazlıklar (örneğin, eğitim verileri üzerinde) zaten mahkemelerdedir. Yapay zekâ platformları, Hizmet Şartları aracılığıyla aktif olarak "kurallar" belirlemektedir. Yasama eylemsizliği veya yavaş ilerleme, kritik yasal normların ve emsallerin öncelikle belirli (genellikle yüksek riskli) davalardaki yargı kararları ve baskın yapay zekâ platformlarının hizmet şartları tarafından şekillendirilmesi anlamına gelir. Bu, bütüncül olarak tasarlanmış proaktif bir yasal manzara yerine parçalı, reaktif bir yasal manzaraya yol açabilir. Mahkeme kararları olaylara özgüdür ve geniş kapsamlı rehberlik sağlamayabilir. Platform Hizmet Şartları şirket çıkarlarını önceliklendirir. Zamanında yasama rehberliğinin olmaması, dengesiz bir ekosistemle sonuçlanabilir.
B. Yeniliğin İnsan Yaratıcılarının Korunmasıyla Dengelenmesi
Önemli bir politika hedefi, bir denge kurmaktır: yapay zekâda yeniliği teşvik ederken, insan yaratıcılarının korunmasını ve teşvik edilmesini sağlamak. Bu, yapay zekâ eğitiminde eserlerin kullanımı için adil tazminatı içerir. Yapay zekâ çıktıları için aşırı geniş koruma, insan yaratıcılığını engelleyebilir veya yapay zekâ geliştiricilerine haksız bir şekilde fayda sağlayabilir. Tersine, hiçbir koruma veya netlik olmaması, yaratıcı alanlarda yapay zekânın geliştirilmesini ve kullanılmasını caydırabilir.
"Denge" arayışı, sabit bir nokta değil, dinamik bir denge olup devam eden çok paydaşlı diyalog gerektirmektedir. Birçok kaynak, yeniliğin yaratıcı korumasıyla "dengelenmesi" gerektiğini vurgulamaktadır. Yapay zekânın yetenekleri, iş modelleri ve toplumsal etkileri gibi sürekli değişmektedir. Bu "denge" tek seferlik bir yasama düzeltmesi olamaz. Yapay zekâ geliştiricileri, yaratıcılar, hukuk uzmanları, politika yapıcılar ve kamuoyunu içeren devam eden bir değerlendirme, uyarlama ve diyalog sürecini gerektirecektir. Gelecekteki çerçeveler, teknolojik evrime uyum sağlayabilecek kadar esnek olmalıdır. Yasal ve etik kılavuzların düzenli olarak gözden geçirilmesi ve ayarlanması için mekanizmalar hayati önem taşıyacaktır. Yapay zekâ küresel bir teknoloji olduğu için uluslararası iş birliği de çok önemli olacaktır.
C. Etik Boyutlar ve İnsan Zekâsının Kalıcı Değeri
Yasal kuralların ötesinde, özgünlük, hesap verebilirlik ve yapay zekânın insan yaratıcılığını değersizleştirme potansiyeli hakkında etik düşünceler bulunmaktadır. "Doğal Hukuk" perspektifi, yaratıcılığın benzersiz bir şekilde insana ait olduğunu vurgular. Tartışma, yalnızca yasanın ne olduğu değil, aynı zamanda sanat, yaratıcılık ve yaratıcı süreçte insanların rolü hakkındaki toplumsal değerleri yansıtmak için ne olması gerektiği ile ilgilidir.
Etik çerçeveler, yaratıcı alanlarda yapay zekâ geliştirme ve kullanımını yönlendirmede yasal olanlar kadar önemli hale gelebilir. Yapay zekânın insan yaratıcılığı, hesap verebilirliği ve potansiyel kötüye kullanımı üzerindeki etkisine ilişkin etik endişeler, yasal sorunlarla birlikte sıkça dile getirilmektedir. Yasalar genellikle asgari bir davranış standardını temsil ederken, etik en iyi uygulamalara doğru rehberlik edebilir ve yasanın kolayca kodlayamayacağı nüansları ele alabilir. Yapay zekâ daha yaygın hale geldikçe, endüstri liderliğindeki etik kodlar, sorumlu yapay zekâ geliştirme ilkeleri ve toplumsal normlar, yasaların yavaş adapte olduğu veya çok kaba olduğu boşlukları potansiyel olarak doldurarak davranışı şekillendirmede önemli bir rol oynayabilir. Bu, özellikle derin sahtecilik (deepfakes), önyargı ve insan sanatının otantik temsili gibi konularda, yaratıcı sektörde yapay zekânın sorumlu bir şekilde geliştirilmesini ve kullanılmasını sağlamak için yasal kuralların sağlam etik kılavuzlar ve endüstri özdenetimi ile tamamlandığı çok katmanlı bir yönetişim yaklaşımına yol açabilir.
VII. Sonuç
Bu rapor, yapay zekâ tarafından üretilen eserlerin telif hakkı durumunun karmaşık ve hızla gelişen bir hukuki alan olduğunu ortaya koymuştur. Temel bulgular arasında insan eseri sahipliğinin merkeziliği, tamamen yapay zekâ tarafından üretilen eserlerin genel olarak telif hakkıyla korunamaması, yapay zekâ destekli eserlerde telif hakkı potansiyeli, farklı yargı bölgelerindeki yaklaşımlar, eğitim verileri tartışması ve platform hizmet şartlarının rolü yer almaktadır. Bu alanın sürekli bir değişim içinde olduğu açıktır.
